Amos Oz – Pusudaki Panter

On iki yaşındaki anlatıcımız Profi, “Profesör”den “Profi”, çünkü kelimelerle uğraşmaktan, kelimeleri incelemekten ve kelimelerden yeni kelimeler çıkarmaktan hoşlanmaktadır ama bu uğraşlarının kurguya yansıması hikâye anlatmaktan öteye gitmeyecektir, örneğin kelimelere yorduğu kafayı bize pek göstermez Profi, kafayı yorduğu kelimeleri de göstermez, bazılarını yan yana dizerek yıllar sonrasının, yetişkinliğin güvenli limanından çocukluğunu anlatır, hain ilan edilmiştir. Penceresinin hemen altına büyük harflerle hainliği kayıt altına alınmıştır, arkadaşı Çita Reznik’in neden öyle bir şey yaptığını bilip bilmediği muallaktadır. Aradan geçen zaman sesini kalınlaştırmış, yetişkinleştirmiştir, çocukluğun sihrine rastlamayız bu yüzden. Bilgin babası Profi’nin yine ne işler karıştırdığını merak eder, annesi sevgiye benzer bir şey gösterir ve işlerine gitmek üzere evden çıkarlar, yaz tatili olduğu için Profi onlarla birlikte çıkmak, evde veya dışarıda zaman geçirir. Babası bir yayınevinde musahhihtir, “editör yardımcılığı gibi bir işte” çalışmaktadır, canavar gibi okuduğu için profesörlerle tartışıp onlara üstün geldiğinden bahsedilir ki anlatının sonlarına doğru adamın kitaplığını görünce abartılmadığını anlayacağız, Batı kültürünü yalayıp yutmuş bir adamdır baba. Polonya’daki Yahudi kültürüne dair araştırmasını kaleme almadan önce alabildiği kadar not almaktadır, seyri Olamayanlar‘da anlatılan not düşkünü yazarınkine benzememiştir muhtemelen, iradesi çok kuvvetli olduğu için metnini kaleme almıştır. Şundan da diyorum, İngiliz askerleri evi bastıktan sonra ailesinin başına gelenleri Profi’ye ilk kez anlatır baba, kaybettiği akrabalarını ve anneyle çocukluk arkadaşı olduğunu, katliamdan ucu ucuna kurtulup İsrail’e gelebildiklerini anlatırken oğluna sarılır, sevgisini aleni bir şekilde ilk kez gösterir. Dünyanın zulme karşı sessiz kalmayacağına dair genel kanıya o da sahiptir, İngilizlerin fırsattan istifade o toprakları işgal etmesine karşıdır ama askerler evi dolaşıp oranın bir okul olup olmadığını sorduklarında, İngilizce kitapları kurcaladıkları sırada Batı kültürüne dair bütün birikimini gözler önüne serer baba, amacı entelektüel anlamda yeterli olduğunu göstermektir. Kompleksi açığa çıkar, işin kötüsü evde direnişle ilgili bilgilerin yer aldığı kahverengi pakete doğru yürütmektedir askerleri. Profi anlık bir esinle askerle sıcak-soğuk oynamaya başlar, araştırmanın bittiğini söyleyen subay Profi’ye göz kırpar ve çıkıp gider. Ailesini kurtarmıştır Profi, babasının hatasını kapamayı bilmiştir, belki de zekâsını gösterdiği için babasının ilgisine mazhar olur. İngilizler de babaya benzer bir sevgi gösterirler, devletlerle insanların ilişkileri benzeşir. Anne daha sakin, normal biri, hemşire. Ailesinin yaşadığı zorluklardan ötürü hemşirelik yapıp insanların hayatlarını kurtarmak istiyor, yüce bir amaç. Aile bu, olaylar 1947’de geçtiğine ve soykırımın üzerinden pek bir zaman geçmediğine göre olabildiğince sağlıklı bir aile olduğunu söyleyebiliriz. Toplum travmayı atlatmaktan çok uzak, Batılı hemen her ülkeye hakaretamiz sıfatlar takılmış, dünyanın geri kalanına duyulan güven sarsılmış ve Yahudiler kendilerini yalnız hissediyorlar ama yaşam bir şekilde sürüyor. Şunlar yaşanıyor yine de: “Hole yarısı Almanca yarısı İbranice (İbranice kısmı anneme yazdırmıştı) bir karton astı: ‘Berlinli tecrübeli terzi. Tadilattan yeni siparişlere kadar her türlü iş yapılır. Son modalar. Makul fiyatlar. Veresiye yapılır.’ Bir veya iki gün sonra ilanın Almanca kısmı yırtılmıştı. Burada katillerin diline izin vermiyorduk.” (s. 21) Almanlardan kurtuldular, işgalci İngilizler olmasa insanların çok daha rahat yaşayacakları malum. Gazetelerde İngilizlerin bir an önce o topraklardan çıkması gerektiği, Yahudilerin bu konuda ellerinden geleni yapmaları gerektiği söyleniyor, Profi ve iki arkadaşı da gizli bir örgüt kurarak ellerinden geleni yapıyorlar. Ben Hur, Profi ve Çita Reznik karargâhlarında sık sık toplanarak hayata geçirecekleri eylemleri düşünüyorlar, mesela Buckingham’ı havaya uçurmak ve gerilla savaşı başlatarak İngiliz askerleri topraklarından kovmak onlar için zaman meselesi. Geceleri civarda patlayan silahlar ve bombalar yeraltı örgütünün iyi çalıştığını gösteriyor, çocuklar militarize olmaya pek meyilliler. Neyse ki büyüdüklerinde üçü de farklı yollara giderek güzel hayatlar yaşıyorlar, ikisi zengin olup muhtemelen diasporayı güçlendirirken Profi de yazarlıkla iştigal ederek İsrail kültürünü fişekliyor.

Komşular ve mahalleli sadece bir dekor, çevreyi şöyle bir gösteren insanların dışında Profi’nin hain ilan edilmesine yol açan adamdan bahsetmeli. Stephen Dunlop papaz amcasından öğrendiği İbraniceyle konuşuyor, “kemiksiz” bir telaffuz. Canterbury’den çıkıp gelmiş, muhasebe işlerini yürüten bir polis. İhtiyaç duyulduğunda kimlik kontrolü yapmak üzere sahaya da iniyor, Profi’yle bir akşam kontrole çıktığında tanışıyor. Çocuğu durdurduktan sonra şüpheli hallerden işkilleniyor ama Profi’ye şöyle bir bakınca çocuğun zararsız olduğunu anlıyor herhalde, eve kadar eşlik ediyor. Aslında Profi’nin bir İngilizle iletişim kurması yasak, hiçbir şekilde konuşmamalı ama tutuklanmamak için her şeyi yapar o an. Adamdan İngilizce dersi almasının tutuklanmamakla ilgisi yok, tamamen kendi isteği. Kötü İngilizcesiyle birkaç şey söylüyor, mesela İngilizler gidene kadar ülkesinin huzur bulmayacağını, o güne dek düşman olduklarını dile getiriyor ama Dunlop gibi bir insan az bulunur, tek dileğinin o topraklarda sağlanacak barış olduğunu söylüyor. İngilizce öğretebilir ayrıca, Profi de İbranice öğretebilir mi? Tamam o zaman, kafede görüşmek üzere. Başlangıçta ortada yok Dunlop, unutuyor veya gelmiyor, Profi aslında üzülmemesi gerekirken üzülüyor ve adamla karşılaştığında adamın gerçekten de mevzuyu unuttuğunu anlıyor. Dersler başlıyor sonra, Profi’nin dünyaya ilk kez dışarıdan bakışı. Okuldaki öğretmenleri kutsal kitaplarda yazanları azıcık alaya alarak başka türlü düşünebileceğini göstermişlerdi, Dunlop da katı sınırların geçersiz olduğunu, koşullanmışlığın aşılabileceğini gösteriyor. Aynı şey Profi’nin arkadaşları için geçerli değil, onlar takıntılı oldukları meseleleri kanırtarak fanatizmi sonuna kadar götürebilecek insanlar, dolayısıyla grup içinde bir mahkeme kurup Profi’yi yargılıyorlar ve “düşmanını sevmekten” mahkum ediyorlar. Bu suç sırları ifşa etmekten, savaşçıları arkadan vurmaktan çok daha kötü ama Profi düşmanın aslında düşman olmadığını anladığı için dışlanmaya razı. Büyüyecekler bir süre sonra, yolları ayrılacak ve İngilizler ülkelerine dönecekler. Necip Mahfuz’un bahsettiği mevzulara bu tarafın kurmacasından bakmak ilginç bir deneyim, İsrail’in kurulduğu süreçte Mısırlıların ve Yahudilerin durumu kıyaslanabilir, mesela iki taraf da savaş istemiyor ama topraklarını korumak için elden gelen yapılacak. Neyse, İngilizler ev baskınlarına başladıklarında Ben Hur’un ablası Yardena çocuk bakıcısı olarak Profi’nin evine geliyor, anneyle baba evde yokken Profi’nin ileride büyük bir sanatçı olacağını söylüyor ve uyku zamanı çıkıp gidiyor. Gecenin ilerleyen saatlerinde ayak seslerine uyanıyor Profi, evde dolaşan iki kişinin seslerini duyuyor. Yardena ve yaralarını sardığı arkadaşı Profi’nin annesiyle babasının yatağında sevişiyorlar, bu olmuyor ama baba ses çıkarmıyor pek, İngilizlerle boğuşan herkese tahammül gösterebiliyor. Bir süre sonra İngilizler çekiliyorlar, gerisi bildiğimiz tarih. Dunlop’a rastlamıyor bir daha Profi, arıyor ama hiçbir ize rastlamıyor. Yıllar sonra Canterbury’deki akrabalarından Dunlop’a dair bir araştırma yapmalarını istediğinde de eline hiçbir şey geçmeyecek. Derin bir ilişki ama anlatının merkezinde değil, Yahudilerle dünyanın geri kalanı arasında süren çatışmanın pek de lüzumlu olmadığını gösteriyor bir. “Bu bizim hikâyemiz, karanlıktan gelip etrafta dolanıyor ve sonra karanlığa geri dönüyor. Acı, biraz neşe, hüzün ve şaşkınlık hatıraları barındırıyor.” (s. 150)

Amos Oz’u pek sevdim ben, Türkçeye çevrilen bütün kitaplarını okuyacağım sanırım.