1967’den 1867’ye bakınca Charles’ın proto-Varoluşçu olduğuna dair çıkarım isabet kaydeder, özgürlükle birlikte gelen sorumluluk, yaşamıyla ne yapacağına kendi karar veren karakter. Viktoryen kodlarla otuzuna kadar biçimlenen -yine sallamadığı olmuştur, Paris’te sefahat, Londra’da takılmacalar, aristokrasinin konfor alanını tepe tepe kullanır- Charles diyalektik nedir bilmez, hikâyeye müdahil olan anlatıcı/yazar, Hegel’in düşünsel etkisinin Britanya toplumlarında henüz görülmediğini dile getirir, Marx’ın meşhur metni daha o yıl basılacaktır, üstelik Hamburg’da, fakat çağ kendi zamansallığında çoktan üretmiştir yeni düşünceleri, sentezleri oluşturmuştur. Eklektik bir yapı, Darwin dini tamamen göz ardı etmeyip, inançtan kopmayıp agnostisizmi öne çıkarırken teolojik sorgulamalara yol açar, dünyanın yaşına dair hesaplamalar bilimin dörtnala koşturmaya başladığını gösterdiği gibi dinin bilişselliği etkileme biçimini değiştirir. En katı, otoriter yönetimin boyunduruğunda bile durmuyor bu dönüşüm, farklı açılardan görebiliyoruz, anlatıcı mahir bir sosyal tarihçi gibi -Ahmet Midhat’ın mikro tarihçi versiyonunu düşünürsek cuk oturur- romanın ortasına atıyor kendini, açıklamalarla karakterlerin neyi neden yaptığını izah ediyor, hatta metni hangi kaynaklardan faydalanarak, metnin gerçeklikle ilişkisine dahi değinerek yazıyla tarih arasındaki ilişkiyi irdeliyor. Anlatıyla açıklama arasındaki dört dörtlük uyum kaldırıyor bu bölüşleri, roman denemeyle kusursuzca iç içe geçtiği için roman düşmüyor. Aynı ölçüde başarılı bir örneğini Doyma Ânı‘nda görüyoruz, gerçi orada anlatıcının bilimsel kaygıları sosyal çözümlemelerinden daha geniş yer kapladığı için “hikâyenin hikâyesi” pot yapıyor anlatı yüzeyinde de farklı bir bütünlüktür, değerlidir. Fowles’un beş yıldız metnine dönelim, Darwinizm dönemin genelgeçer kabullerini sarsmıştır bir güzel, anlatıcının değindiği gibi Hardy’nin metinleri Viktoryen ahlakçılığı şöyle bir silkelemiş, yeni bir alımlamanın işaretlerini vermiştir, aslında dönemin özgül vaziyeti: modernitenin ayak sesleri oradan buradan geliyor, ekonomik açıdan bakarsak burjuvazinin yükselişiyle aristokrasiye sağlam bir çelme takılıyor -Sam’in Charles’a vurayazdığı bölüm anlamlı, şiddet uygulamamıştır fakat daha derin bir yıkıma yol açmıştır Sam, üstelik anlatıcının başlarda değindiği aristokrasi-burjuvazi çatışmasının seyrini belirtir şekilde, yeni ve küçük burjuva Sam’in büyük burjuvalardan Bay Freeman’la, kıps, işbirliği yapmasıyla- pat küt, işçi sınıfı yeni haklar elde ediyor ama yaşam standartlarının değişmesi için daha büyük mücadelelere gebe, Sarah onca tel, tüy, bok, püsür içeren kıyafetlere yüz vermeyip rahat, şık giysiler giyiyor, Charles’ın nişanlısı Tina’ya göre sorun yok, o “eğitilmek” istiyor zaten, çağın kadını da Charles’ın Darwinci düşüncelerini muhteşem biçimde eleştiren -“Şimdiki maymunlar neden insan olmuyor yav?”- müstakbel kayınpederi Bay Freeman bir yanda, Charles’a manevi abilik yapan Doktor Grogan’ın özgürlükçü, nesnel, çağın baskıcı kodlarını cortlatıcı görüşleri diğer yanda, gümbür gümbür geliyor yeni zamanlar. Soyun sürdürülmesiyle ilgili bir dünya alıntı yapmış anlatıcı, Freeman o noktaya tırnaklarıyla kazıyarak gelmişse meşruiyetini temellendirmeye çalışırken dine, kraliyete, bilmem ne sabitine dört elle sarılacak, Charles gibi asalakların yaşamlarına, aristokrasiye saygı duymayacaktır tabii, amatör bilimci Charles -eh, Rönesans insanının aristokrasiyle ilişkisi malum, uzmanlaşmayla sanayinin pörtlemesinin kol kola gittiğini unutmayalım: Freeman belli bir iş dalının temsilcisi olarak yükselmiştir, dağ bayır paleontolog paleontolog gezip taş toplayan Charles’a duyduğu saygı fazladır bile, üstelik Charles Tina’yla evlendikten sonra geçerli olacak bir ortaklık teklifiyle damadını bir anlamda aşağılama fırsatını kaçırmaz Freeman- geçmişin sesini duymak ve yaşamına kendince anlam katmak üzere yaşar Charles, Britanya’nın ruhuna sinen “görev” kavramından uzak, tembelce. Fowles yıllardır kafamı kurcalayan meseleyi çözdü valla, bu 19. yüzyıl metinlerini okurken karakterlerin neden misyon benimsemiş gibi davrandıklarını anlamazdım da sezerdim, somut veriyle karşılaşınca kafam apaydınlık oldu. Dr. Jekyll and Mr. Hyde‘ın bir de görev-özgürlük ikilemi bağlamında okunmasını tavsiye ediyor anlatıcı, manidar. Tina’dan alalım, Charles’a düşkün, adamı çok seviyor, bunun yanında cinselliğini frenlemeye çalışıyor çünkü öyle yapması “lazım”, birlikte dağ tepe dolaşırlarken -“Fransız Teğmenin Kadını” Sarah’yla bu gezintilerden birinde karşılaşıp dünyalarının yıkılmasına giden yolu açacaklar- pek mutludur da evlilik, evlilik değilse de çocuk, mutluluk için ödenmesi gereken büyük bir bedeldir onun için. “Arada bir Tanrı’nın, böylesi masum bir özlemi neden böylesi hayvani bir görevle mahvettiğini merak ediyordu. Onun zamanında pek çok kadın böyle hissediyordu; pek çok erkek de; bu yüzden Viktorya çağını düşündüğümüzde aklımıza anahtar kavram olarak görev kelimesinin gelmesine şaşmamak lazım; çağımızda keyif kaçırıcı bir kelime haline gelmesine de.” (s. 37) Austen, Dickens, türlü Brontë, görevin farklı boyutlarını öne çıkaran metinlerle sıkı sıkıya kurarlar dünyalarını, sosyal ve ekonomik normları bilenler için kuşkusuz ne hikmetler vardır. Az çok etki altındadır Charles da, ailesinin azalan servetini Freeman’ın dükkânlarıyla beslemek, genç ve güzel bir kadınla evlenip çocuk yapmak, görev iteler Charles’ı da Tina’yla nihayet evlenmek istediğini söyler, yoksa hayatından memnun. Varoluşçuluk bu noktadan sonra etkisini gösterecektir karakterlerin yaşamları üzerinde, hatta romanın alternatif sonunu da hazırlar. Gerçi şimdiden bakınca, romanın yazılışının üzerinden altmış yıl geçmiş, çok sayıda kadınla ilişki kuran Charles’ın davranışlarını söz gelişi “akışkanlık” bağlamında da inceleyebilirdik ama zamansallık önemli, iki büyük savaştan sonra insanın özgürlüğüyle ne halt edeceğini bilememesinin temellerini illa yıkımlara yerleştirmemeli, tarih bazı kavramların sahneye fırlayacağı elverişli ortamları yaratırken tohumları çok daha önce atmıştır aslında. Charles’ı düşününce, kendi zamanının yüz yıl öncesinde yaşadığını söylemek mümkün, bu sebeple kafaca pek yakın gördüğü o Grogan’ın bile öfkesini çekecektir. Tina’ya evlenmek istemediğini söyler Charles, kadın fenalıklar geçirince Grogan’ı çağırırlar, sonra ikisi konuşurlarken Grogan azıcık anlayış gösterir ama özgürlüğün bedeli olarak ömür boyunca aynı düşünce yapısına sahip olmaya mahkum eder, Charles kendini anca böyle affettirebilir, aksi durumda iki kez lanetlenecektir. Söz verilmiştir, anca uçarı dangalaklar verdikleri sözleri ve görevlerini unuturlar, Tina’nın dediği: “‘Sen de amcan gibisin. Sanki mevkiniz, biz dünyanın sıradan yaratıklarının inandığı şeyleri küçümseme hakkı veriyormuş gibi davranıyorsunuz. O da öyle. Hangi kadın bir erkeğe verdiği sözü bozduracak kadar şeytan olabilir?’” (s. 397) Sarah şeytan değildir, sadece sosyal zekâsı aşırı gelişkin, aşırı duyarlı bir kadındır, Fransız teğmen hikâyesini uydurması kendine persona biçmek içindir aslında, toplumdan uzaklaşabilmek için toplumun yalıtıcılığına güvenir. Fakat Charles yoktur hesapta, hikâyeyi ona da anlattıktan sonra yalan söylediğinin ortaya çıkması aralarındaki ilişkiyi cortlatacakken, aşk işte, dağları yerinden oynatan aşk, Barnes’ın değindiği aşka çok benzer bir yerden kurgulanan aşk, neler neler olur aralarında. Son olarak, Charles’ın kiliseyle imtihanı: suçluluktan azat olmak için ne yapılmalı, elbet İsa’yı indirmeli asıldığı yerden. Bireyi inşa eden uygarlık İsa’nın asılmasından kaynaklanan suçlulukla yoğrulmuşsa, indiriverin kardeşim, Charles görevlerinden tam anlamıyla bu kafa berraklığına vardığında kurtulur, rahatlar, utançla yaşamayı öğrenmek kalır geriye. ABD’ye kaçar bir dönem, oranın insanıyla uyum sağlaması da manidar, açıklıktan daha çok huzur veren ne var kalın Viktoryen perdeleri düşününce? Cinsellik bağlamında bu açıklık-kapalılık karşılaştırmasına da girişir bir yerde anlatıcı, dört dörtlük. Valla şu yazıyı yazarken üç sayfasına baktım kitabın, tamamına baksam daha neler çıkar, anlatı zamanıyla anlatılan zamanı tokuşturuyor mesela bir yerde yazar, metnin niteliğini kurcalıyor, on numara.












Cevap yaz