Judith Kuckart – Silahı Seçmek

Emirhan Oğuz “Önsöz Yerine”de çevirinin, dilden kaynaklı anlaşımın zorluğuna değiniyor: “Bu zorlukta, roman kahramanlarının hikâye içinde ayrı ayrı ‘özgürleşme’ süreçlerine koşut olarak dilin de yazarın kurduğu biçem imkânları içinde uçlara doğru ‘özgürleştirilmesinin’ rolü var. Bu örgüsel evrim içinde dil alabildiğine özgür bir anlatı akışının yataklarını oyup derinleştiriyor, burgaçlar yaratıp durultuyor, bozup yeniden kuruyor.” (s. 7) Neyi nasıl, Katia’nın bakışından kaynaklanan dağınıklık değil sırf, Jette’nin baştan kurgulanan yaşamından da, boşlukların etkisi diyeceğim. Yazmaya çalışıyor Katia, çocukluğunda bakıcılığını yapan Jette’nin fotoğrafını gördüğünde hikâye oluşuyor, ülkenin en çok aranan suçlularından, “teröristlerinden” biriyle çocukluğu paylaşmak. Aralarında on beş mi, yaş farkı, bütün o eylem sürecinde kaygısız Katia, büyüyor, okullara gidiyor, bursu sırtında yük, Paris’te gazetecilik. Derken o fotoğraf, Lübnan’da öldürülen kadın. Diyalog parçaları, bazen tek cümlelik bir izlenim, birinin söyleyip söylemediğinden emin olunamayan söz, gerçekliğin bir sorunun çözümünü teşkil etmesi sadece, düşünce kırıntıları. Gördüğüm en paramparça metin, kancayı iki kez sallamak zorunda kaldım takana kadar. İkidir, “Seni çoktandır görmedim,” diyen kim çünkü, ölümün perdesinin arkasından biri sesleniyor, kime, çözesiye uğraş çünkü hemen ardından bir hikâyenin kullanım kılavuzu olabilecek bölüm başlıyor -diyeceğim de bu metin söz konusuysa herhangi bir başlangıçtan veya bitişten nasıl bahsedilebilir, pek mümkün değil, cümlelerin ardından bağlam değiştiren cümleler geliyor hatta noktalama işaretlerine indirgeniyor bu değişim, Kuckart ipuçları bırakmış, yolu yitirmek kolay ama o noktalama işaretinin önemine değinen kısacık parçayı yakalarsak kıskıvrak, eh, Hansel’le Gretel’e değinilen bölümü de düşününce, yani uyumsuzluk o kadar iteliyor ki alımlamayı. Arka kapak aşırı yoruma kaçabilir zira gerçekten Jette’yle Katia’nın ilişkisine, Jette’nin yaşamına mı değin bu metin yoksa yaşamların çakışan, ayrışan noktalarının boşluğuna, uğultusuna mı, bence ikincisi önde. Kuckart’ın açıklayıcı sonsözüne rağmen. Evet, biri birinin bakıcısı olmuştur, sonra RAF militanı, dil orasından burasından kırmaya teşneyse hikâyeyi/gerçeği, ne önemi varsa. Elbet Jette’nin yaşamını gözetmek lazım, öne koymadan, romanın neliğini de düşünmeli. Anlam darmadağın, öfke korkunun önüne geçtiğinden bir coşkunun, esrikliğin sonucu kısmen -Deniz Göktaş’ın sıkıntısını hatırladım bu bölümde, Jette’de öfkedir- de serbest dolaylı anlatıcı ne kadar özdeşleşiyor Katia’yla, karakter sesini ne ölçüde açıyor anlatıma, muhtemelen tamamen. Diyaloglar, notlar, Katia kendi yaşamının dağınıklığını da katıyor ister istemez, kancayı ikinci kez sallayınca tren yolculuğunda takabildim nihayet. Paris’ten Berlin’e gidiyor Katia, hikâyeyi başladığı yerden eşeleyecek, Kindermann’la erkeklerin ilkini sokacak metne. Gençlik, yarı zamanlı postacılık, bazı derslerinde başarılı, punk olsa olur, eve Kindermann’ı ilk getirdiğinde “eczacının kızı saatçinin oğluyla”, vay. “Defterinden başını kaldırıp bakıyor Katia; yüzlerden kaçınıyor. Yüzler onu konuşmaya zorlayabilir. Son hayalinin altına bir çizgi çekiyor. Eğer boğulmasaydı, suya gitmeseydi yanmak zorunda kalacaktı. Eğer roket kulübeye düşmeseydi, orada Sayda’da patlayabilirdi, içinde. Eğer insan olmasaydı ölmek zorunda kalmazdı. Bazı düzenler düzensizlikle değişmezler.” (s. 31) Sayda son durak, Jette yaşamını geride bırakıp Lübnan’a, Filistinlilerle direnmeye gidiyor, FKÖ’de Arap’la birlikte savaşıyor, üç yaşında çocuğu var ondan, ilk çocuğu Konrad yıllar sonra Katia’ya anlatacak parçalarını, annesini son gördüğü zamanı iyi hatırlıyor ama annesini hatırlamıyor, Kindermann’la bir yaşam sevinci. Yaşam ve direniş, yaşam onu nasıl biçimlendirirse öyle, yaşam biçimlendirme imkânı Jette için, başka sorumluluk yok. İnsan kararlarının toplamı, Jette daha çok insan, Katia not alıyor defterine, arayışı boyunca günlük tutuyor, italik, bari bunu italik, esas metinden ayırmaca, anlatının bilince sahip olduğunu gösteren tek emare. Kutsal Perşembe, 1964, Jette’nin devrimciliğe zıplayışından önce Katia’nın metne dair, Katia’nın değil de anlatıcının, yorumu: “Yemekli vagonda bir bira şişesi ve bir adamın karşısında oturuyor. Masada daha sakin yazılabilir, diyor kendi kendine. Tren ne kadar hızlı giderse hikâye de o kadar hızlı sıçrıyor oradan oraya, zamanları, mekânları değiştiriyor, geçip giden görüntülerin hızında ayırıyor bölümleri, gerçeğin bulunmasına hizmet eden kurgulanmış olanı yerleştiriyor.” (s. 41) Ohnesorg’un ölümü, kurgulanmış veya kurgulanmamış, Jette’nin yaşamını belirliyor, Jette’yi televizyonda görüyor Katia, daha küçük, Jette de yeni ekranlarda, protestolarda görünüyor, liseden yeni mezun. Kindermann’dan değil mi Konrad, Jacob’dan belki, Jette’yi “hareket”le tanıştıran adamdan. Önemsiz. Aşk ve devrim. Adamların listesi: Kindermann, Neumann, Hans, Philipp. Katia hepsinin ruhunu çağıracak en son, her biriyle görüşecek, Philipp’i hapishanede ziyaret etmesinin yanında Kindermann’ı da bulacak bir yerlerde, gerçekliğe ne kadar yaslanmak istiyorsa, gerçekliğin o insanları görmekle, dinlemekle bir ilgisi varsa. Jette’ye gerçeklik borcu mu var Katia’nın, vedalaşmadan gidenlere karşı duyduğu özlemin etkisi belki, bir tür vefa çünkü çok güzeldi ayrılığa kadar ve ayrılık zorunluydu. Gerçekten ölüp ölmediğini de merak ediyor Katia, o kadar canlıyken Jette, eylemlerinden daha canlı olması tutarlılığından. Yaşamdan beklediğinin sırf devinmek olmasından bir de, banka soygunu, bombalı saldırı, çocukların ölümü, Katia da şaşırıyor yazıyla gerçeğin iç içe geçmesine, işaretler nasıl ikame edecek? “Almanya’nın en çok aranan kadını” kaçırma eylemleriyle çıkabilecek hapisten, önemli birilerinin kaçırılmasıyla esir takası, devletin razı gelmesi durumun gerçekten kontrol edilebilir olmaktan çıkmasıyla, hayatların ortaya konmasıyla ilgili. Örneği çok görüldü, dünyanın bir ucunda kaçırılan uçak diğer ucundaki mahkumun bırakılması için koz. Daha hapishanedeyken Arapça küfürleri öğrenmeye başlıyor Jette, mücadeleyi nerede sürdüreceğine karar vermiş, sözcüklerin yanında konuşmayı da öğreniyor. Savcıyı yakamıyor, benzin kutusu koyduğu villada sadece anneyle çocuk yaşıyor “Savcıları Yakmak İçin Geçici Komite” eyleminde başarılı olacağını düşünüyor ama eksik bilgi, eşinden ayrılan savcı uzun zamandır şehirdeki evinde kalıyor. Başka bir saldırı mıydı yoksa, çocukla annenin öldüğü, örgütten birinin tembelliği yüzünden yanlış zamanda patlayan bomba. “Devrimci acelecilik” Katia’ya göre, sağlıklı planlama için gereken zaman yok, zaten formül belli: “Gerilla: %40 planlama, %40 doğaçlama ve %20 her şeye rağmen imkânsız olanı gerçekleştirmek. Şehir gerillası öncelikle can sıkıntısına karşı mücadeledir.” (s. 102) Berlin’de yeraltına geçiyor Katia, daha gitmedi, banka soygununu Ali ve Philipp’le birlikte yapıyor. Katia’nın ziyareti, Philipp’in aşırı kiloları, içeride tatlılar iyi. Bomba yat kulübüne konmuş, savcının evine değil, yakalanan eleman neler ötüyorsa artık, o hücre çöküyor herhalde. Grubun patlayıcı uzmanı Philipp, patlamalı eylemler çok mu, başarısız olduklarına göre iyi bir ekip değil bu, Jette onlarla pek bir şey yapamayacağını da anlamış olmalı. Sonuçta Berlin’le Beyrut, ikisi de bölünmüş kentler, yakın. Bir de orada arayacak gerçeği. “Kendisiyle gerçeklik arasında genişleyen bir boşluktan söz ettiği için okulda Jette’ye Sartresse diyorlardı. Philipp Sartre’ı sadece anlatılanlardan biliyor, Jette’nin anlatımlarından.” (s. 126) Daha sonra, yedi yıl sonra mı, ölüm haberini görüyor Katia, doğduğu kente dönüp hem kendisinin hem Jette’nin geçmişini arıyor. Seviniyorlar Katia’yı görünce, davet ediyorlar, Jette’nin ailesinin evinde kahve. Baba bir süre sonra sıkılıyor, gitmesi için işaretler, anne kızını anımsatan Katia’yı görmekten memnun ama bir daha görüşmezlerse olur. Oralarda yürüdüler, koştular, Jette küçük kıza nasıl yaşanacağını gösterdi, kızın anladığınca. Ne anladı ki, anlattığında saklı.

Liked it? Take a second to support Utku Yıldırım on Patreon!
Become a patron at Patreon!