Tefrika havası on numara, Koray’ın ömrünü geçirdiği kıyılar hoş, bunların dışında apaçık fecaat. The Room tadı vermiyor değil, saçma sapan diyaloglar ilginç, karakterlerin dandikliği ışıl ışıl. Koray’ın birini öldürmeden rahat edemeyeceğini sayfalar boyu görüyoruz önce, öldürecek, daha da öldürecek, kendi kendine söyleniyor, öldürecek de öldürecek, vay namussuz, vay şerefsiz, vay madafaka it. “O canım doğa da birden tılsımını yitirmişçesine çarpık çurpuk ve kapkara görünüyordu… Her şey kirli… kara-sarı… kara… kapkara…” (s. 11) Olacak şey değil, nasıl yapmış, Kaya teknede kendini yiyor, ufak kızı, karısı, annesi uyurken o karanlığa bakıyor, gemiyi yese yer sinirden. Annesi gelip bakıyor, soğukta kalmasın, uyusun evladı. Ondan önce eşi gelmiş, anlatmış olan biteni, henüz öğrenemeyeceğiz çünkü adam önce iyi bir öfkelenecek, gemiye kafa atacak neredeyse. Yüksel’le tanıştıkları ânı hatırlıyor o sıra, demek Yüksel’in yediği bir halt var. Göreceğiz. Kaya’yla annesi pansiyon işletiyorlarmış bir zaman, sezonun en yoğun zamanı boş oda yok, herkes yiyip içiyor da bira bitiyor. Tekel birası piyasada yok, çevre ilçelerde, illerde yok, birasız da tutamayacaklar oradakileri. Yüksel çıkıyor piyasaya, ailesiyle birlikte gelmiş oraya, Tekel müfettişi. Bira bulabileceğini söylüyor, karşılığında dalıp balık avlamak istiyor sadece, Kaya’yla birlikte zıpkın avına çıksa yeter. Getirirsin, getiremezsin, Yüksel gidiyor, döndüğünde kamyonlarca bira getiriyor. Kaya sevinçten iki parende atıyor, sarılıyor Yüksel’e, oracıkta can ciğer dost oluyorlar? Muhteşem saçmalık. “Kaya o gece orada, onu çok sevdiğini anladı… Az bulunur, uzun bir dostluk, bir has arkadaşlık sürecinin başladığını da.” (s. 24) Üç kamyon bira getirdi adam, neyin dostluğu. Dalıp çıkıyorlar, Gökova’ya gidip orfoz avlıyorlar bir güzel, Yüksel işin yabancısı olduğu için dalışta çıkışta çok beklettiğinden Kaya’nın yanındaki adamları sıkılıyorlar, ömür törpüsü olduğunu söylüyorlar Yüksel’in, de, Kaya oralı değil, dostuna her türlü yardım ediyor. Avladığı balığı zıpkınlamaya çalıştığında bile ses çıkarmıyor, varsın o avlamış saysın kendini. Sonraları iyice sakarlaşacak Yüksel, neredeyse Kaya’yı vuracak, Kaya isyan ettiğinde aklında cinayet planı var artık. Neyse, bunlar gezip avlanıyorlar, aileler kaynaşıyor, Kaya’nın ayrıldığı eşinden olan çocukları Bülent’le Seher gelip gidiyorlar tatillerde, Yüksel’in çocuklarıyla oynuyorlar. Yıllar geçiyor, Yüksel memuriyetten ayrılıp kendi işini yapmaya başlıyor, zengin oluyor bir güzel. Dostlukları sürüyor ama, eskisi kadar sık olmasa da ava çıkıyorlar yine, derken bir gün Yüksel ağlayarak anlatıyor hikâyeyi Kaya’nın yeni eşine. Bülent grip olduğu için sadece Seher’i almış yanına Yüksel, İzmir’de mola vermişler de aynı odada kalmışlar, olan olmuş. Yüksel hikâyeyi anlatır anlatmaz tepki vermemiş kadın, beklemiş, Yüksel geri dönmüş İstanbul’a da ondan sonra öğrenmiş olanları Kaya. Zırvalık. İntikam planları kurmaya başlıyor Kaya, İstanbul’a gidip Yüksel’i bulmaya çalışıyor, bulamıyor, kös kös dönüyor. Plan yapmış, gidip kuytudaki bir koyda ufak çaplı heyelana yol açacak hazırlığı tamam, Yüksel’i oraya getirmek lazım artık. Tabii İstanbul’a yıllar sonra giden Kaya’nın kente dair izlenimleriyle Ege kıyılarındaki yaşam tecrübesine dair çıkarımlar, kıyaslar, denizin güzelliği, kentin cortluğu. Anton Chigurh’un prototipini de görüyoruz, Kaya yanına hava kompresörü alıyor, aslında zıpkın atmada kullandığı bu aleti ayarlarsa ağaçları bile delebilecek kadar basınçlı bir hava püskürtebileceğini biliyor. İstanbul’dan eli boş döndükten sonra mektup yazıyor arkadaşına, kaç zamandır görüşmediler, tekrar çıksalar ava ne güzel. Yüksel aptal bir adam olduğu için daveti kabul ediyor, geliyor Kaya’nın yanına. Gösteri başlıyor.
Av iyi, bir dünya balık tutuyorlar yine, koyacak yerleri dolarsa önceden yaptıkları gibi serecekler yol kenarına, köylülere dağıtacaklar. Aralardaki muhabbet beyin yakıcı, parayı bulduktan sonra ailesinden uzaklaşmış, kaba biri olmuş Yüksel, Kaya haktan hukuktan laf açınca her şeyin bu dünyada olduğunu, öbür dünya diye bir şey olmadığını söylüyor. Kaya bombayı patlatıyor, o güzel doğa, daldığı o güzel deniz öyle bir başına mı var olmuş yani? Sonsuz kere sonsuzun içinde normalmiş var olması, Yüksel klişeleri sıralıyor, Kaya da sıralıyor, inançla inançsızlığın oldukça üfürükten çatışması. Muhabbetin konusu değişiyor, yemek güzel, deniz güzel, tuzağa doğru ilerliyorlar ve konuya geliyor Kaya, her şeyden haberinin olduğunu söylüyor. Yüksel korkuyor, kaçmaya çalışırken Kaya bunun eline indiriyor çekici, sonra ayağına, Yüksel öküz gibi bağırmaya başlıyor acıdan. Bitmedi, adamımız bıçağını çıkarıp Yüksel’in dalış kıyafetini kesiyor, ekstrem sahne, elini şortun içine atıp penisini buluyor Yüksel’in, bıçakla şak diye kesiveriyor. Bitmedi, öğüren adamın ağzını açıyor, penisi tıkıyor içine. Meksika mafyası mısın be adam, taşaklarını da tıksaydın bari. Bant getirmiş yanında, adamı muşambaya sarıp bantlıyor Kaya, toprak yığınını da üstüne düşürdü mü Yüksel mort artık. Ailesinin yanına döndüğü zaman Yüksel’in İzmir’e gittiğini söylüyor, orada buluşacağı biri varmış. Metres tutmuş Yüksel, şerefsiz terbiyesiz, ulan o güzel evlatlara, o munis eşe yapılacak şey mi? Son bir kez bakmak için olay yerine dönüyor Kaya, ölmek üzere olan Yüksel’i kalaylayıp dönüyor. Hastalık, ateş, feveran, aklı başından gidiyor yaşadığı o stresten sonra, yataklara düşüyor. Kalktığı zaman kaygılı gözlerle karşılaşıyor, uzun zamandır kendini bilmeden yatıyormuş, kasabadan getirilen doktorun muayenesiyle emin oluyor artık bilinçaltının oyunundan: hiç gelmemiş Yüksel, bütün o sik kesmeler, parmak kırmalar hayal ürünü. Kaya yine dövünmeye başlıyor, vay öldürmeler, oy katletmeler, canına okuyacak bu kez dostunun. Ama gelmeyecek oraya Yüksel, Kaya’nın annesinin haberi varmış meğer, kadın bir mektup yazarak Yüksel’i lanetlemiş, hem de uyarmış öylece, Kaya katil olup hapislerde çürümesin diye annesi ortadan kaybolmasını sağlamış Yüksel’in. Oğlan inatçı ama, kontrole gelen doktorla flört etmesi, arabasının tarihçesiyle gurur duyması gibi zottirik yan hikâyecikleri geçelim, gelelim Ataköy, Yeşilköy hattına. İzini buluyor Yüksel’in, Ataköy’deki evleri dolanıyor, pusu kuruyor, gözetliyor, en sonunda Yüksel’in evinin hangisi olduğunu öğreniyor. Öyle kapıyı çalıp öldürmek yok, aksiyonlu bir final lazım, ayrıca kıssadan hisse çıkacak: Yüksel’in arabasının yanına çekiyor arabasını, ışıkların yeşile dönmesini beklerlerken Yüksel’in korkudan gözleri büyüyor, basıyor gaza. Nefesleri kesen bir takip sahnesi, o sola kırıyor direksiyonu, bu sağa kırıyor, lastik sesi, motor sesi derken Yüksel’in arabası dangıl dungul yuvarlanıyor aşağı. Araba yanmaya başlıyor, Kaya arabadan inip koşturuyor, Yüksel’in yanında bitiyor. Çekip çıkaracak ama sıkışmış Mercedes’in içinde, yandı yanacak Yüksel. Neyse ki yanında iyilik timsali, vicdanlı, müstesna bir insan var, Kaya kaçmayıp adamı dışarı çıkarıyor, sürüklüyor, az uzağa gittiklerinde araba, elbet, tabii ki havaya uçuyor. Yüksel merak ediyor Kaya’nın neden öldürmediğini, muhteşem bir açıklaması var Kaya’nın: meğer hiç dost olmamışlar hatta var bile değilmiş Yüksel, yokmuş, o yüzden öldürmeye gerek de yokmuş, olmayan bir şeyi öldürmek mümkün değilmiş. Ardından ne yapıyorlar, keşke tekrar ava çıksalardı da bitseydi roman, yakışırdı. İntikam alınmıştır artık, Kaya yaşamına mutlu mesut devam edebilir, Yüksel de utancından iki kilo soğan yesin, bitsin bu kardeş kavgası.
Koray’ı okumaya başlamak için yanlış tercih sanırım, diğer metinleri de böyleyse işimiz var. Almışım bir de nesi varsa.












Cevap yaz