Savcı siyasi bağlantılar kurmadan gelebileceği yere kadar gelmiş, memleketi düşününce garip, kaynayan ülkede biat etmeden, referansı olmadan nasıl gelmiş? Suya sabuna dokunmaması, bürokratik boşluk belki, oysa cinayeti soruşturmaya başlamasıyla hemen dikkat çekiyor. Terör elbette olamaz, 1980’lerden beri süren savaş bitti, cunta bütün komünistlere, anarşistlere darbe vurdu. Ulaştığı kişiler savcının aklını kaçırdığını düşünmeye başlayacak, oysa külleri bulunan ceset hiç öyle demiyor. Ya da diyor, o köylüler birbirlerine neler etmişler savaş sırasında, bilmiyor mu Félix Chacaltana Saldívar, yardımcı savcı, ne kadar vahşi olduklarına dair hiçbir fikri yok mu? Taşradan gelmiş üstelik, Lima’da çalıştıktan sonra yine taşraya, Ayacucho’ya dönmüş, şahit oldukları yeterdi raporunu yazdıktan sonra dosyayı kapaması için. Daha fazlası var oysa, öyle hissediyor çünkü raporunu ciddiye almıyorlar, kendisini bile ciddiye almıyorlar. İşini yapmaya çalışıyor sadece, teröristlerin geri döndüğünü düşünüyor, sadece onlar işleyebilirler öyle bir cinayeti. Fikrince. Murtaza’nın benzeri Chacaltana, yapıyor görev, yazıyor rapor, üstelik çok sevdiği şairin şiirleri gibi yazıyor, yazdıklarını beğeniyor. İş öyle yapılır, dil işçiliği, bilmem ne. Yüzbaşı Pacheco’yla paylaşacak kaygılarını, hayır, ofisinde değil, çavuş yol vermiyor bile. Hikâyenin kodları ilk bölüme yığılmış, şişkinlik bundan, mesela tecavüze uğramış kızlar için kanun düzenlemesini düşünüyor adli tıp doktorunu beklerken Chacaltana, tecavüzcü mağdureyle evlenirse sorun olmaz, değil mi, Edith’e tecavüz edebileceğini düşünür müydü peki? Kızın annesiyle babasının terörist olduğunu öğrenmesi mi tetikledi? Kendi annesinin ölümünü atlatamadı da ondan mı, sonuçta annesinin odasını tekrar “yaratmış” Chacaltana, annesini bile yaratmış, Edith’i evine davet ettiğinde odayı gösteriyor, annesinin onları izlediğini bile söylüyor hatta. Yas tutuyor adam, deli değil ama işler ilerleyeceği zaman o koşullarda sevgili olamayacaklarını söylüyor Edith, hâlâ annesiyle “yaşayan” bir adamla nasıl birlikte olabilir? Aradaki yirmi yaş fark önemli değil, adamın savcı olması da önemli değil, Edith’in çekincesi son derece makul. Chacaltana’nın girift karakteri: işini gücünü makine gibi yapıyor, yaşamını kaostan kurtaramıyor. Şaşırtıcı olmasına şaşırtıcı, Edith’e tecavüz edeceğini öngörmek zor ama o karanlığı taşıyor zaten. Soruşturmayı ilerlettikçe zeminin ayaklarının altından çekilmesiyle daha da dengesizleşiyor hatta, Peru’nun patolojisi kendisininkine uyuyor. Yakılan adam, şüpheli köylü, köylünün kardeşi, annesi, sonra şehirdeki peder ve en sonunda Edith, Chacaltana lanetli olduğunu düşünüyor konuştuğu kim varsa öldürüldüğü için, öyle ki bağlı olduğu albay bile -görevden el çektirildikten sonra- orada kalmayı düşünmüyor, her an suikasta uğrayabilir. Kimse güvende değil, devletin en alt kademesindekiler bile öldürülmekten korkuyorlar, tam bir korku toplumu. Seçimlere pek bir şey kalmamış, cunta basını halka kimin cumhurbaşkanı “seçileceğini” duyuruyor her kanaldan, kolluk kuvvetleri sokağa tatlı dokunuşlarda bulunuyorlar. Toplu mezarların başına götürülerek kafasına silah dayanan anneler dahil, tabii teröristlere her türlü muamele mübah, da, askerler kurşun sıkmıyorlar annelere, öyle şefkatliler. Ülke yanıyor, öldürülenlerin başlarına “İspiyonculuktan Öldü – Aydınlık Yol” ibareleri bırakılıyor, yanıltma olup olmadığı belli değil. Yirmi yıldan sonra ordunun söylediği gibi ezildi mi Aydınlık Yol, direniş bitecek şey midir, aslında albayın açıklaması özetliyor: “‘Denize karşı mücadele etmek mi? Çünkü yaptığımız şey bu. Buraya kapandığım günler boyunca okudum. Ayacucho tuhaf bi yer. Burada Wari kültürü vardı, sonra asla İncaların hâkimiyetine girmeyen Chancalar. Sonra da yerli isyanları, çünkü Ayacucho İnca başkenti Cuzco ile İspanyolların başkenti Lima arasında orta noktaydı. Ve Quina’da bağımsızlık. Ve Aydınlık Yol. Burası hep kan ve ateş banyosuna mahkûm, Chacaltana. Neden mi? Hiçbir fikrim yok. Fark etmez. Hiçbir şey yapamayız. Size de gitmenizi öneririm. Zaten fişlenmişsinizdir, bir sonraki siz olacaksınız.‘” (s. 217) Albay umudunu kaybetmiştir, yirmi yıllık çalışmanın çöpe gittiğini söyler, Aydınlık Yol’un geri geldiği kesindir. “‘Bir zamanlar ben de sizin gibiydim, Chacaltana. Bunu durdurabileceğimizi düşünürdüm. Ama bu bizim ikimizden de güçlü. Bu bir ülkenin tarihi. Kendinizi hayal kırıklığına sürüklemeyin.’” (s. 218) Ölüm çukurları, subayların pes etmesi, cinayetler, Chacaltana aklını kaçıracaktır neredeyse, makineye çomak sokulduğunda yaşamının işleyen tek kısmı da durur. Finalde albayın vücudundan çıkarılan kurşunlarla pederinkinden çıkarılanların aynı silahtan ateşlendiklerinin tespit edildiğine dair raporu okuruz, Chacaltana’nın nerede olduğu belli değildir, ama belli olmaması daha iyidir zaten, başı ezilen Aydınlık Yol’un tekrar ortaya çıkmadığı, bütün cinayetleri o çatlak savcının işlediği söylenecek, halk uyutulacaktır. Ateşböceklerinin savaşı sürdürdüklerini kimse bilmez, asıl terörü ordu estirir de kaç köylüyü öldürür, kaç devrimciyi katleder, güdümlü seçimlerle yerini iyice sağlamlaştırır. Varlığının meşruiyetini kim ortadan kaldırır ki?
Sağlam polisiye, hani gizemi çözmek için koşturan avanak savcıyı değil de arkada dönen olayları takip edince anlaşılıyor ülkenin nasıl bir cehenneme düştüğü. Sorgulanan teröristlerden birinin söylediği: cehennem, ölümün arandığı yer. Chacaltana’ya söylenenler, gösterilenler, sıradan bakalım. Yasaların askıya alındığı yerde yasalardan bahsetmek, en büyük avanaklık. Polis İçişleri Bakanlığı’na bağlı, İçişleri Bakanı bir asker, polisten medet uman Chacaltana’nın ikinci avanaklığı. Seçim yakında, malum, adaylardan biri bürokrat, yasaya göre fotoğrafının devlet dairesine asılması yasak, Chacaltana yasalara aykırı olan durumu subaya bildiriyor, üçüncü avanaklık. “Başarısız devlet”e dair ara ara çıkıyor böyle gudiklikler, Chacaltana gösterebileceği bütün aptallıkları göstererek sopa yemenin sınırına kadar geliyor, savcı olmasa çoktan çukura atarlardı. Görüşme yapacak Chacaltana, kırsaldaki bir hapishanedeyken mekân saldırıya uğruyor, çatışma çıkıyor, durumu merkeze bildireceğini söylediğinde oranın komutanı engel oluyor Chacaltana’ya. Kafayı mı yedi, çatışma matışma yok, küçük tatsızlıklar sadece. Tepedekilerin kafasının tasını attırmaya gerek yok, zaten bu savcı da çok oluyor artık. Kilit karakterlerden biriyle görüşmeyi başarabiliyor nihayet, arıza çıkaracağını anlayınca zinciri salıyorlar azıcık, Edwin o zamana kadar Chacaltana’nın şüphelendiği durumdan başka bir şey anlatmıyor. El bombasıyla adam öldüren terörist de makineli tüfek ve açlıkla öldüren demokrasi bülbülü mü, elbet o çayırlar yüzyıllardır olduğu gibi tek bir kıvılcımla alev alacak, Aydınlık Yol bildirisi dağıttığı söylenip öldürülen adamın okuma yazması yok ve şu, en etkileyici kısım: “‘Partinin bin gözü, bin kulağı vardır, dedi Durango, ifadesiz bakışı savcının gözlerine çivilenmiş bir halde gülümseyerek. Köyün kulakları ve gözleri vardır. Bütün köyü hapsedip öldürmek olanaksızdır, o hep oradadır. Tanrı gibi. Bunu unutmayın.’” (s. 137) Halkların mücadeleleri, benzer, köyler yakılsa da hafıza kaydediyor eziyeti, bir gün tekrar harekete geçmek üzere. Askerler açısından “ya onlar ya biz”, diğer taraf da böyle düşünüyor ama şiddeti ordu uyguluyor görüleceği üzere. Anketlerin zafer kazanacağını söylediği adayın seçimi kaybetmesiyle cinayetler arasında bir ilişki vardır, ikisinden de ordu mesuldür, bu yolla dehşeti şaibenin üzerine örter.
İyi roman, tanıdık roman, sallantılı ülkelerin romanı. Alıntıya bitireyim yine, Chacaltana’nın nihayet vazgeçtiği bölümle. Albayla birlikte kuzeye gitme hayalleri kurar artık, deniz kenarında sakin bir hayatın düşünü kurar. Cehennemden kurtulabilecekmiş gibi. “Bir an için, Chacaltana bu konuyla ilgilenemeyeceğini söylemek istedi. Bu davanın yüzyıllardır sürdüğünü ve daha yüzyıllar süreceğini. Hayaletlere karşı, ölülere karşı, And ruhuna karşı savaştıklarını.” (s. 246)











Cevap yaz