Ümit Ünal – Aşkın Alfabesi

Aşk yirmi dokuz harfe sığdırılmıştır, anlatının yirmi dokuz bölüme ayrılmıştır, her bölüm bir harfe denk gelir, her harf bir sözcüğün ilkidir, her bölüm bu sözcüklerle başlar, sözcükler metnin başında tek bir sayfaya dizilir, cümleleri ateşleyip giriş mahiyetinde tek sayfalık bir öykü oluştururlar. Yirmi dokuz harfin çağrışımları da bir öyküdür. “Ümit boşunadır.” (s. 5) Bir cümlesi bu, “Ünal” diye devam edeni hiç de boşuna değildir, filmleri ve metinleri ne hoştur!

“Günaydın! Burası Önsöz.” bölümü aşkların, arkadaşlıkların geçip gittiğini, hikâyeden başka bir şeye dönüşmediğini söyleyen anlatıcının sunduğu kısa bir özeti içerir, anlatının epigrafı halihazırda mevcutsa da hikâyenin epigrafı olarak da düşünülebilir. Bütün hikâye tepeden görülür en başta, uçağın penceresinden Galata Kulesi, saraylar, camiler seçilir, anlatıcı 16 yaşındaki Tim’le birlikte manzarayı izler. Çocuğa geçmişini anlatmak için sabırsızlanır, yuvarladığı içkilerden ötürü sarhoş olduğu için söyleyecekleri aklında fiyakalı bir biçimde kalır, hem zaman vardır daha. Hikâye genişçe bir zamana yayılacaktır, dokuz yıllık bir ayrılıktan sonra İstanbul’a dönen anlatıcının Londra’dan kalkıp gelmesine yol açan olayları öğreniriz önce. İş çıkışı eve dönüş trenini bekleyen anlatıcı genç bir çocuğun kendisini izlediğini fark eder, aklına “My Funny Valentine”dan bir cümle gelir. Metne ikinci kez bakınca aslında ilerleyen bölümlerdeki taklaların öncülleriyle daha en başta karşılaştığımızı gördüm, bu şarkı dokuz yıl öncesinin fon müziğini oluşturacağı için Tim’in katakullisi ayan beyan ortaya çıkıyor. Neyse, gencin adı Tim, anlatıcımız Umur, memnun olmuyorlar, tanışmadan başlıyor muhabbet. Tim’in bileğinde Işık’ın hiç çıkarmadığı bilezik, elindeki gazetede Işık’la Asaf’ın ölümü. Asaf’ın oğluymuş Tim, annesi İngiliz. Beklenir, Asaf’ın İstanbul’daki iki oğlunu bilir Umur, yine de Tim’den ötürü şaşırmaz da Asaf’ın Tim’den hiç bahsetmemesine şaşırır. İkinci ipucudur bu, cepte dursun. Asaf önceki yıl İngiltere’ye gelerek Tim’le buluşmuş, yazar arkadaşı Umur’dan bahsetmiş ve Umur’un meşhur kitabındaki Ari karakterinin kendisi olduğunu söylemiştir oğluna, Tim babasının kurmaca bir karakterden daha fazlası olup olmadığını öğrenmek, geçmişi eşelemek ister, Asaf bıraktığı vasiyette Umur’un İstanbul’a dönmesine dair bir şeyler karaladığı için birlikte seyahat etmeyi teklif eder. Ansızın uzun bir yolculuk, ikisi uçağa atladıkları gibi İstanbul’a. Uçakta arkadaşlarından neden koptuğunu düşünür Umur, Tim’le konuşurken “alaturka” sözcüğü ağzından çıkar çıkmaz Tim’e sözcüğün anlamını geri kalan yirmi sekiz harfle birlikte aktarmaya çalışır. Ünal metnin başına en sondan aşırdığı bir repliği bırakır, Asaf her şeyi batıran arkadaşını kalaylamaktadır bir güzel, Umur her şeyi berbat etmiştir. Neyi berbat ettiğini göreceğiz, güleceğiz de hatta, matrak bir sonu var zirve ânının. Anlam, yirmi dokuz harf dedim, bu uğraş metnin tamamını oluşturacaktır, geçmişi örten karanlık yavaş yavaş dağılırken kadro da ortaya çıkar. Asaf, Emel, Kaya, Fırat, Gülsen ve Umur’dan oluşan tayfanın heyecanlı, itmeli çekmeli, sonlara doğru ateş etmeli ilişkilerinin tarihçesiyle karşılaşacağız, tabii önce Asaf’ın evine gidip kayıp romanı arayacaklar. Asaf’ın bir şeyler yazdığını bilen Umur roman bahsinde şaşırıyor, eski dostunun bir metni tamamladığı pek görülmediği için evdeki disketleri eşeleyecek, metni köşe bucak arayacaktır. Olayların bu yakasına gelene kadar geçmiş de yavaş yavaş belirir, Umur’la Fırat’ın okuldan arkadaş olduklarını, İzmir’den İstanbul’a geldiklerini ve sinemayla uğraştıklarını öğreniriz, sonradan ekibin geri kalanıyla tanışırlar, en son Asaf katılır aralarına. Taksim’de sıklıkla takıldıkları mekânda muhabbetlerine bodoslamadan dalan Asaf kırklı yaşlarında bir adamdır, kültürlüdür, görece zengindir, bir parçası olduğu gruptaki insanları etkisi altında bırakmayı bilir. Dünyayı gezmiştir söylediğine göre, gitmediği yer yoktur, ânı yaşamayı da pek sevdiği için uçuk kaçık davranır bazen. Keyifli bir adamdır ama kaotiktir de, Kaya’nın eşi Emel’le birlikte olduğunu Umur’a itiraf eder. İlişkiler gelişir: Fırat Emel’e tutulur, Emel Asaf’a yanar, Gülsen Fırat’a biter, Umur’un tatilde âşık olduğu kız Asaf’ın eski kırığı çıkar, anlatı boyunca dolanıp duran ilişkilerin kördüğümü hepsinin katıldığı bir sergide çözülür. Enstalasyonlar, resimler, performanslar iç içedir sergide, bu yüzden altı kişinin birbirine girecek duruma gelmesi, bağırıp çağırmalar, kavgalar gürültüler bir performansmış gibi izlenir, seyirciler inandırıcılık karşısında şaşırırlar, gerçekliğin ekseni kaydığı için metin bir anda senaryo dinamikleriyle ilerlemeye başlar. Umur, tabanca, Umur’un tetikteki parmağı yakın planda gösterilir, sonra Umur’un tiradı başlar çünkü filmin baş kahramanıdır, tirat seyircilere gerçekleri anlatmak içinse de Umur da ne yaşadığını bilemez artık, her şeyin bir oyun gibi geldiğini söyleyerek veda eder, namluyu ağzına sokarak tetiği çeker. Sonunun geldiğini iddia edemeyiz çünkü böyle şeyler yalnızca filmlerde olur, bu metindeki filmde örneğin. Gerçek bambaşkadır.

Bilgisayar başındaki Umur, yakın plan. Asaf’ın dosyalarını kurcalarken kasideye benzer bir metinle, İngilizce yazılmış başka bir metinle, pek çok metinle veya bozuk disketlerle karşılaşır, âşık olduğu kızla birlikte olan Asaf’tan intikam almak için eski dostunun romanını yok eder. Yok ettiğini düşünür en azından, evde dolanan Tim’in bir anda ortadan kaybolmasının da etkisi var bu cinnet anında. Çocuk ortaya çıkar gerçi, eve telefon edip Umur’la konuşmaya başladığında kitabın yarısını çoktan geçtiklerini söyler. Biraz geçmişizdir gerçekten de, okuduğumuz metin gerçeğe yaslanan metakurmacaya dönüşür, iyi bir oyundur bu. Tim bir anda odanın içinde belirdiği zaman neler döndüğünü anlarız iyice, Tim bir hayalden ibarettir, bir kurmaca meleğidir ama asıl olarak Işık’la, Umur’un âşık olduğu ve tekmesini yediği kadınla Asaf’ın doğmamış çocuğudur, dünyanın inanılmaz büyüklükteki bulutsu bilgi yığınının bir parçası olarak kalmıştır, her yerdedir ve her zamandadır. Yazılırsa eğer. “Beni hatırlayan da kalmadı artık, gökyüzünde yapayalnızım. Şimdi yazmalısın. Sen yazmazsan silinip gideceğim. Anlıyor musun? Ben, beni dünyanın bilgisinde boz bir bulut parçası olmaktan kurtaracak olan sen, bana bir isim verecek olan sen, o bulutun içindeyiz. Beni anlat. Bana bir ses ver.” (s. 143) Umur yazar, bir zamanlar yaşadıkları heyecanlı olayları uç uca ekler, farklı anlatım tekniklerini kullanır, görsel zekâsı metni film sahneleriyle, şarkı sözleriyle, Leonard Cohen’la, birçok parlak anıyla doldurur. Burç muhabbeti bir bölüm kadar sürer örneğin, Yengeç sevilmez, Kova da sevilmez, grupta bu ikisinden tabii ki mevcuttur. Ne olur başka, samimiyet derecesinin ortaya çıkması için grup içindeki muhabbetler detaylarıyla anlatılır, örneğin “ananas korum” vecizesinin doğuşu komik bir hikâyedir, karşılaşırız. Tayfadaki elemanların kendilerine has espri anlayışları vardır, kızgınlıkları da vardır, curcunalı anlar eksik olmaz yaşamlarından. Asaf’ın yönlendirmesiyle gecenin bir körü yolculuğa çıkarlar, barda içe içe bir hal olurlar, başlara neler neler gelir.

Anlatının sonu da hoş. Umur beş yıldan sonra nihayet iyi bir metin kaleme almıştır, treni beklediği bölümde dalgınlığından kurtulur kurtulmaz evinin yolunu tutar. Her şey hikâyeye dönüşmüştür, anlatılacak başka bir şey kalmamıştır, nokta konur.

Uçarı bir metin, bol oyunlu, kurmacanın keyfi her bölümde hissedilir. Ünal da büyük keyif almıştır yazarken, öyle zannediyorum. Ben sahaftan 5 TL’ye almıştım bu metni, baskısı yok, umarım yakın zamanda müjdeli bir haber alırız bu konuda.