Akademinin sefaleti, neoliberalizmin törpülediği etik, eğitim, Donaldo Macedo önsözde Freire’nin eleştirilerini derinleştiriyor. 1997’de Freire’yle Macedo özgürleşme pedagojisi konulu bir seminer verecekler Harvard Eğitim Bilimleri Lisansüstü Programı (HGSE) kapsamında, bu metin büyük oranda seminerin içeriğini oluşturuyor, ne yazık ki Mayıs’ta kalp krizinden hayatını kaybediyor Freire. Dekan telefon ediyor, seminerle ilgili fikir almak istiyor, Macedo birçok Freire’ci akademisyenin, düşünürün adını verip onlardan birinin semineri yürütebileceğini söylüyor, kısa süre sonra seminerin iptal edildiğini öğreniyor. Öğrencilere eleştirel okuryazarlık namına hemen hiçbir şey öğretilmediği gibi mevcut derslerin içeriğinde Freire yok, alanın en önemli isimlerinden birine atıf bile yok. “Freire’nin görüşlerini onaylayıp seminerin devamına izin vermediler; böylece Freire’nin ölümü, HGSE’nin onun görüşlerine ve çalışmalarına ilgisinin basit bir halkla ilişkiler meselesi olduğu izlenimini doğurdu. Başka bir deyişle, HGSE için açıklık, çoğulculuk ve demokrasi iddiasına meşruiyet kazandırmak amacıyla Freire’ye, bir ikon olarak, bir dönemlik kucak açmak kabul edilebilir bir şey; fikirlerinin müfredatın bir parçası haline gelmesine izin vermek ise kabul edilemez.” (s. 15) İstatistiksel yöntemler, teknik eğitim, çok parçalı incelemeler, nicel araştırmalar veri toplamak için ideal ama bu verinin değerlendirilmesiyle, aslında eğitimin ne için olduğuna dair felsefi alanla ilgili hiçbir şey yok, sosyal bilimlere pozitif bilim muamelesi kısaca, Freire’nin çözmek için ömrü boyunca çalıştığını söylediği en büyük sorun. İdeolojinin kendini görünmez kılması bu, Macedo’nun değindiği gibi özeleştiriyle şüphecilik olmadan sinsice yayılan bir eğitim politikası, sömürünün sonlanması için ne yapılacağını söylemez ama hedefe ulaştırır, akşam yemeğinde masaya ailesiyle birlikte oturan öğrencinin akademik başarısının oturmayanlara göre daha yüksek olduğu ispatlanır ama ne ailenin geliri, ne yemeğin niteliği ne de mahallenin sosyoekonomik yapısı incelenmiştir. Katrine Marçal’ın değindiği gibi olgu tekilmiş gibi ele alınır, yalıtılır ve üzerinde çalışılır, oldu bilim. Olmadı, Freire eğitimin amacını belirlerken temel insani değerlerden yola çıkıyordu, eşitlik mesela, bakan olduğu dönemde São Paulo’nun okullarına bilgisayar götürmesi bir yana, fiziksel açıdan berbat durumdaki okulların iyileştirilmesi için yaptıkları ve yapamadıkları o araştırmalarda yer alacak türden değil, kısacası tüm dünya yetersizlikten ötürü acı çekerken steril steril araştırmalar yapmak en hafif tabirle etik değil. Eylem bahsi üzerinde özellikle duruyor Freire, bu yüzden örnek olarak bunu sundum zira eyleme dökülmemiş hiçbir düşünce dünyayı değiştirmeye muktedir değildir, ne de gelecek çoktan paketlenmiş, neoliberalizm ambalajında en iyi ihtimal olarak sunulmuş da kabul edilmiştir. İnsanın “tamamlanmamış yapısı” gereği belli bir kaderciliğe yüz vermenin anlamsızlığından bahseder Freire, nasıl kişisel merak -öğretmenlerin yardımı olsun veya olmasın- epistemolojik meraka evriliyorsa geleceğin düzenlenmesi de insanın bilişsel anlamda yapacaklarıyla mümkündür, kavuştuğu özgürlükle, tesis edilecek fırsat eşitliğiyle.
Bilgi Ağacı: İnsan Anlayışının Biyolojik Temelleri nam bir metin okuyorum şimdi, Şilili iki akademisyen, Humberto R. Maturana ve Francisco G. Varela yazmışlar, sanıyorum Latin Amerika’da bu bilgi hiyerarşisi, bilginin mülkiyeti, kullanım alanları ve üretimiyle ilgili sıklıkla kafa patlatılıyor, tabii Freire’den çok büyük ihtimal etkilenmişlerdir de, araştırmalarıyla ilgili şöyle bir bölüm var girişte: evet, bilgi üretiliyor ve iletiliyor, arz talep eğrileri kesişiyor, iç güvenlik, jeopolitik bir şeyler, likidasyon falan da esas mesele nedir, toplumsal uyumu sağlamak için bunlar kullanılıyor mu yoksa ayrı disiplinlerin bilmem kaç milyonuncu araştırması olarak bir kenarda mı duruyor ya da dünyanın ayrıştırılması için mi kullanılıyor, en önemlisi de “eğitim” bunların neresinde, toplumun en temel meselesi kulak ardı mı ediliyor hâlâ? Araştırmacının tarafsız gözlemcisi olduğu fenomenin -nasıl oluyorsa- dışında konumlandığı, hele çevrenin tamamen görmezden gelindiği, tek bir değişkene aşırı indirgenmiş araştırmalar, deneyler neye hizmet ediyor? “Bilmenin dünyayı ‘nesnel olarak’ bilmek olduğu, bu yüzden de tanımlama işini yapandan bağımsız olduğu varsayıldığı sürece, bahsettiğimiz kavrayışın sosyal bilimlerin alanına girmesi mümkün olmaz. Kendisinin dahil olduğu bir fenomeni tanımlayan bir gözlemci-araştırmacının, bu (toplumsal) fenomenleri ‘nesnel olarak’ bilmesi mümkün değildir. İşte tam da bu tarif ettiğimiz ‘bilme’ nosyonu, insan kavrayışının kendi toplumsal, zihinsel ve kültürel fenomenlerini anlama yolunu tıkayan şey olmuştur.” (s. 18) Bilim belli bir ideolojinin belli bir hakikatini vermekten çok daha fazlasını sunar, insan doğası üzerine yeni perspektiflerini, yaşadığımız dünyanın farklı temsillerini mesela, Maturana’yla Varela çalıştıkları alanda elde ettikleri verilerle toplumsal ve bireysel yenilenmenin mümkün olduğundan, modern toplumun çözülme sürecinin tersine çevrilebileceğinden, işbirliği içinde toplumun inşasına varacak akılcı bir alternatifin belirebileceğinden bahsediyorlar, tam da Freire’nin değindiği meseleler, özellikle ütopya kurmakla suçlanma noktasında. “Doğal biyolojik özgecilik” insan gruplarıyla uzlaşım içinde çalışabilmemiz gibi verili bir fenomen, bilinçli düşüncelerimiz sayesinde dünyayı değiştirme yolundaki muazzam kudretimizi de tarihe baktığımızda görebiliyoruz, öyleyse saçma, gerçek dışı hiçbir şey yok Freire’nin değindiği “birlikte olma” bilgisinde, dayanışmayla dünyanın değiştirilebileceğinde. Danilson Pinto’yla birlikte gettolarda yürüyüş yaptıkları zaman o insanların nasıl direndiklerini görmüş Freire, yaşamak için nasıl çabaladıklarını, yaratıcılıklarını zorladıklarını, bununla birlikte ütopya suçlamalarına da cevabı sağlam: “Ne için ve kim için çalışıyorum? Ve neye ve kime karşı çalışıyorum? Eğer birtakım emredici güçler bu insanların hayatlarını mahveden o acımasız gerekliliğin kurbanı olmaktan başka seçenekleri olmadığına hükmedecekse, Danilson’ın o sefalet dünyasındaki yaşamının ve çalışmalarının ne anlamı olurdu? Bu insanların varoluşlarının inkârı anlamına gelen bir sürece uyum sağlamalarına yardımcı olmaktan başka elinden bir şey gelmezdi ve bunun da teslimiyete övgüden başka bir anlamı olmazdı. Bununla birlikte, gelecek geri dönüşsüz biçimde sabitlenmiş ve kararlaştırılmış olmadığı için, önümüzde bir görev daha var: geleceğin, doğası gereği, belirlenmemiş olduğunu anlatmak ve bunu, gettolarda hüküm süren sefalet kadar açık bir şekilde gözler önüne sermek. Bunun yanında, her birinin bizzat tecrübe ettiği acıya, açlığa, hastalığa ve pisliğe uyum sağlamanın, sadece fiziksel değil, aynı zamanda kültürel bir direniş stratejisi olabileceğini de açıklamak; bunun, fakirlerin maruz kaldıkları terk edilişe bir direniş olduğunu göstermek. Direnişin bu iki yolu, temelde, ezilenlerin fiziksel ve kültürel olarak hayatta kalması için gerekli stratejiler. Afrika kökenli Brezilyalıların dinî senkretizmi, Afrika kültürünün, kölelik bağlamında, beyaz sömürgecilerin egemenliği karşısında kendini nasıl koruduğunu gösteren bir örnek.” (s. 120)
Onca şey söyledik, bir “pedagoji” demedik. Eğitim yoluyla çıkacak karanlıklar aydınlığa, Freire öğretmenin önemli rolünü uzunca bir bölümde anlatmış. Aslında Rancière’nin “Cahil Hoca”sıyla epey örtüşüyor hatta şurada iki düşünürün eğitim modelinin kıyası var. “Her şeyi bilen insan”ın otoritesi iş görmez, tamamen özgür bırakılmış bireye ışığı göstermek için hoca lazım bir yandan, haliyle bir tür rehberlik sunumudur öğretmenlik Freire’ye göre, ayrıca dünyanın bütün hakikatinin keşfidir, sonraki adımdaysa öğrencileri kendi keşif yolculuklarına çıkarmaktır. Tarafsızlık değil, baskı karşısında eli kolu bağlamak hiç değil. Öğrenciler kendi bilişsel süreçlerinin mimarı olarak görmeyi başarabildilerse kendilerini, verili bilgiyi birtakım sınavlarda kullanmaktan öteye geçebildilerse, yaşam pratiğinde anlamlı hale getirebildilerse öğrendiklerini, öğretmen görevini yerine getirmiş demektir.
Önemli metin, dünyanın kafa ayarının yapılması için öğretmenlere düşen rolün tasviri.







Cevap yaz