“Sunuş”ta alıntılanan bölümler Erkmen’in hatıra defterinden. Herhalde ayrı bir kitap olarak yayımlanacak, bu kitapta yer alan hatıralardan farklıymış, yer yer daha etraflı, yer yer özet. Kendinden “Erkmen” olarak bahsediyor Erkmen, 27 Mayıs sürecinden önce 12 Eylül’ün arifesinde yaşananları değerlendirdiği bölümü anlatıyor: siyaset yasağı bitince 1974’ten sonraki ilk seçimlerde Meclis’e giren “Eski Demokratlar” arasında en genci Erkmen, 1950’lerde edindiği bürokratik tecrübesi ve eğitim seviyesiyle “mensubu olduğu herhangi bir siyasi partide liderin kendisine rakip görmesine sebep olacak tüm vasıfları haiz”. O dönem en sorunlu bakanlıklardan biri Dışişleri Bakanlığı, Ecevit’in istifasından sonra Korutürk’ün hükümeti kurma görevini verdiği Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel 1979’da Dışişleri Bakanı olarak Erkmen’i atıyor, beklediğinin aksine Erkmen “iyi bir performans” gösterince 5 Eylül 1980’deki “güvensizlik oyu” ile düşürülen bakanını korumadığı gibi düşmana güven, dosta korku veren açıklamalar yapıyor. Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, Demirel’i dönemin Milli Savunma Bakanı Ahmet İhsan Birincioğlu aracılığıyla uyarmış, hani bakan hakkındaki gensoruyu hükümet olarak üstlensinler de hükümet düşsün, yapılacak harekat onların hükümetine denk gelmesin. Demirel’in Birincioğlu’na cevabı: “Bize kıymazlar.” Evren daha sonra açıklama yapmış, darbenin zamanlamasını belirleyen iki mevzu MSP’nin olaylı Konya mitingi ve gensoru. Erkmen eleştirebildiği kadar eleştiriyor Demirel’i, muktedir koltuğunda oturabildiği kadar oturmaya çalışmasa, bakanının arkasında dursa, “Batı Kulüpçü Hayrettin” diyen Erbakan’ı sustursa mesela, “tamamen Atatürk’ün dış politikasını hükümet politikası olarak izleyen ve başarıyla yürüten” bakanı düşürmek için MSP’yi koşa koşa destekleyen -hasta yatağından kaldırılıp getirilmiş de oy kullanmış milletvekilleri- CHP de CHP’lik yapmasa iyi olacakmış, olamamış. MSP büyük ortak, çelme takmak için fırsat beklemiş, zamanı gelince de takmış gibi görünüyor. CHP büyük muhalif, Ecevit’in eleştirilerini ve partiyi aynı şiddetle suçlamak tuhaf, “Avrupa Topluluğu – Ortak Pazar” konusunda “Onlar ortak, biz pazar” diyen Ecevit’i ayrı bir yere koymalı. Zort: Erkmen’in anılarını merakımdan okudum, yorum yapmamaya çalışacağım bundan sonra. Da, şunu demeden edemem, Tahkikat Komisyonu’nun tek sorununun korkutucu adı olduğunu söylüyor Erkmen bir yerde, güldüm. Neyse, tarihte gensoruyla düşürülen ikinci bakan için “ağrıyan dişi çektirmek” benzetmesini yapan Demirel var bir yanda, diğer yandaysa hükümet politikasını takip eden bir bakanın düşürülmesinin hükümete karşı verilmiş bir güvensizlik oyu olduğunu, hükümetin istifa etmesi gerektiğini belirten Mesut Yılmaz var ki Erkmen’den istifa etmesini istenmiş, hem Demirel hem partiden yakın arkadaşları rica etmişler de duruşunu bir an olsun bozmamış Erkmen. “Büyük Başbakan Menderes”in kabinesinde bakanlık yapmış, Yassıada’da yargılanmış, hapis yatmış, eh, ucuz siyasi oyunlar yüzünden makamını bırakacak değil. Hem memleket ne zaman Avrupa’ya yaklaşsa “Büyük Kardeş” ortaya çıkıp uzaklaştırıyor Türkiye’yi, yoksa yüz defa girmiştik AB’ye, Erkmen’in iddiası bu. Meclis ne iş yapıyor, ne yapmalı, sivil demokrasinin mabedi olmaktan çıktı mı çoktan? “Atatürk’ün Türk Gençliğine emanet ettiği Cumhuriyet, yıkılmış bir Osmanlı Devleti’nin monarşik ve teokratik yapısının oligarşik bir yapıya dönüştürülmesinden mi ibarettir?” (s. 10)
Çocukken şahit olduğu bir olay çok etkilemiş Erkmen’i, gece vakti kapılarını çalan köylü kadınlardan biri babasının jandarma tarafından uçurumdan aşağı atıldığını söylemiş davar vergisi borcu yüzünden. Yıllar sonra Türk köylüsünün durumunu düzeltmek için Meclis’e girecek Erkmen, ne kadar başarılı olduğu tartışılır. Demokrasinin fişeklenmesini, DP’nin yükselişini coşkuyla karşılıyor Erkmen, seçim çalışmalarına katılıyor. CHP’nin yerel yönetimleri yol yapmamış, katır sırtında falan gidiyorlar köylere, Giresun’da adım atmadıkları yer kalmıyor. 1950, İstanbul Üniversitesi’nde doçentlik tezini hazırlıyor Erkmen, Fevzi Çakmak’ın cenazesine katılıyor. İnönü’yle Çakmak arasında esen soğuk rüzgârlar, memleketin hali: “Beyazıt Camii avlusundan yola çıkan kortej cenazeyi eller üzerinde taşıyarak tekbir nidaları ve ilahiler eşliğinde Topkapı’ya doğru harekete geçmişti. Güvenlik güçlerinin çabası yarar sağlamıyor, İsmet İnönü’nün kurduğu ve on yıl boyunca kesintisiz uygulanan baskı idaresi acze düşmüş görünüyordu.” (s. 20) Ardından Giresun’dan adaylık, halk büyük bir teveccüh gösteriyor DP’nin genç adaylarına, CHP’nin adaylarına soğuk davranıyor, “CHP teşkilatı mensupları ve adaylarının kendilerini bir eziklik altında hissettikleri her hallerinden belli”. Seçiliyor Erkmen, Meclis’e giriyor, kürsü konuşmalarından biri Menderes’in gözüne girmesini sağlıyor. İşler yolundaysa da ufak tefek aksaklıklar var tabii, mesela yatırımlar ülkeye ekonomik canlılık getiriyor ama ne iştir, genel kaynaklar daralıyor, dış ödeme imkânları yetersizleşiyor, piyasadaki mal darlığı tüketiciyi “aşırı şikâyetlere” sürüklüyor, devalüasyon kaçınılmaz hale geliyor. Seçim de gelmiş, devalüasyon için kötü zaman ama erken seçim halledebilir her şeyi. CHP’nin muhalif tavrı en büyük sorun, keşke hunharca muhalefet etmese CHP, oysa sendikalar bile memnun durumdan, sendika yöneticileriyle parti arasındaki ilişkiler süper. 24 Mayıs 1960’ta Menderes bir geziye çıkmaya karar veriyor, Eskişehir’e gidecek, oysa öyle bir kriz var ki merkezi terk etmeye gelmez ama Menderes ne yazık ki havayı daha da ağırlaştırıyor. Sonrası Yassıada, eziyet. Lütfü Kırdar’ın sırtına tekme mi atılmamış, hakaretler mi edilmemiş, bu kısım üzücü. “Genç bir hava subayı uçak yolcularını birer birer inmeye davet ediyordu yüksek sesle. Ama ne davet! İşte örnekler; hazine faresi Hasan Polatkan, %10’cu Fatin Rüştü Zorlu, öğrenci kasabı Tevfik İleri, karaborsacı vekil Hayrettin Erkmen, Moskova yolcusu Lütfü Kırdar! Her çağrının arkasından hakaret dolu sözler eşliğinde vahşi bir saldırı başlıyor, yumruklar, tekmeler savruluyor. Ne korunabiliyorsunuz ne isyan edebiliyorsunuz. Tam bir esir kafilesi gibi hareket halindeyiz.” (s. 40) Kötü muamelenin kaynağı CHP çünkü daha başta hasım olarak görmüşler DP’lileri, etraflarına öyle yaymışlar, DP ortadan kalkmadan CHP’ye yaşam sahası yokmuş gibi davranmışlar. Mektuplara da yer vermiş Erkmen, eşine duyduğu özlem anlatılamaz, ayrıca çıkınca yapacağı iş belli, kardeşi birkaç firmanın müşaviri olabileceğini, imparatorları kıskandırabilecek bir yaşam sürebileceğini söylüyor. Sermaye hazır, 1970’lere kadar iş güç uğraşıyor Erkmen, sonra AP serüveni başlıyor. Hükümet kurulacak 1979’da, Erkmen CHP’nin beyanları ve telkinlerinin üzerinde durulmamasını bir tür stratejik hata olarak görüyor ilginç biçimde, AP’nin MHP ve MSP’yle görüşmeyi sürdürdüğünü söylüyor, bir süre sonra da Demirel hükümeti kuruyor zaten. Kimi bakan yapacağını söylemezmiş Demirel, önceden fikir almazmış yani, bakan olduğunu radyodan öğrenmemesi bile Erkmen için Demirel’in gösterdiği “nazik bir tavır”.
Denge acayip kırılgan, azınlık hükümeti MSP’nin mektubuyla sallanmaya başlıyor. “Metinde ‘Dış politikadaki Batı’ya bağlı, İsrail yanlısı tutum ve gidişatımız ise milli menfaatlerimize aykırı düşmekte, Müslüman ülkelerle münasebetimizin gelişmesine mani olmaktadır’ deniliyor, ekin 10. maddesi ise şu şartlara uyulmasını tembihliyordu: ‘Müslüman ülkelerle işbirliğinin şeklen değil samimi olarak geliştirilmesi’, ‘Dış politikada İsrail’in değil, Müslüman ülkelerin tutulması’, ‘Türkiye’nin Ortak Pazar’a sömürge vilayeti olmasına gidecek adımın atılmaması’.” (s. 92) Erkmen’e göre “dış politika geleneksel ve akılcı mihverinden çıkarılmalı, doğu mihverine, özellikle İslam ülkelerine tercih ve teksif edilmeli” anlamına geliyor bu mektup. Demirel mevzunun önemli olmadığını söyleyip geçiyor, Erkmen bu noktadan itibaren Demirel’i eleştirmeye başlıyor, o önemli değilse ne önemli? Demirel saldırıyı hükümetçe, partice göğüsleyeceklerini söylüyor ama bambaşka bir tablo çıkıyor ortaya, verilen sözler tutulmuyor, Erkmen’in bakanlığı düşürülüyor. Üç beş gün sonrası 12 Eylül. Darbe olmasaymış seçim kararı alınacakmış Erkmen’in dediğine göre, çok geç artık.
İlgilisinin elinden öper bu anılar.











Cevap yaz