Alberto Manguel – Ayrıntılara Âşık Adam

Manguel’in Ecoculuk oynadığı bu müstesna metin kentlerin inşasından arşivlerin tozlu raflarına varan kısa bir yolculuk sunuyor, Vasanpeine’in tutkusunun izinde rafların tozunu solurken hamamlarda paklanıyoruz bir güzel, zira Vasanpeine hamamda çalışıyor, tellak değil, dikizci. Ayrıntıları dikizliyor. Geleceğim oraya. Baştan. Fransız kentleri arasında Poitiers’nin önemini görürüz önce, tam Vasanpeine’lik mekân, ayrıntılarını yavaş yavaş gözler önüne seriyor, ziyaretçi kenti bütünlük içinde algılayamıyor, fragmanlarının arasında ırmaklar, kayalıklar, köşeler ve sayısız bina var, Manguel’in diğer metinlerinde yer alan Jean-Luc Terradillos bu şehir hakkında da yazmış, yarı büyülü yarı gerçekçi bir mekân hakkında ne yazılabilecekse. Kralların metresleri, sanatçılar, şehirden çıkan çoğu önemli insanın adı geçiyor, esas anlatıya geçmeden önce yarı tarihî/efsanevi bir hava katıyor Manguel, böylece karakterin olağanüstülüğüne de hazırlıyor okurunu. “Kaynakçalı söylence” diye üfürüyorum, bu tür anlatıların halk hikâyeciliğiyle bağlantısına bir tutam tarih bilgisi, arşivcilik katınca kurmacanın en iyi formülü ortaya çıkmış oluyor: inanılabilecek kadar gerçeklik taşıyan kurgu. “İnanılabilecek” sıfatı hem kurguyu hem de gerçekliği niteliyor, uydurma kaynakçalar her ne kadar uydurma olsa da kaynakça ve gerçeklik de, gerçeklik işte. Will Storr’un Hikâye Anlatıcılığının Bilimi nam metninde bu uydurma kaynaklardan bahseden bir bölüm var, her ne kadar üfürme olduğunu bilsek de zokayı yutmayı kolaylaştırdığı ve yanılsamayı kuvvetlendirdiği için bu tür ayrıntıları ayıla bayıla okuduğumuzdan ve detayların anlatıya katkılarından bahsediyor, bakılabilir. Dönelim. “Acıklı hayatını anlatmaya niyetlendiğim kişi hiç kuşku yok ki bu afsunlu kentin tipik bir ürünüdür (Terradillos da benim gibi düşünmektedir).” (s. 7) Kimdir bu Anataole Vasanpeine? Dreyfus Davası’nın patlak verdiği yıl doğmuştur, bu bilgi anlatının gerçeklik yanına desteklemekten başka bir işe yaramaz, tıpkı Gide’in betimlediği kız kurusunun Poitiers’nin kimliğini ortaya çıkarması gibi. Anlatıcı bir dünya ek bilgiyi metne boca eder, hikâye anlatıcısının geleneksel rolünü üstlenmekle birlikte modern anlatının sınırları dışına çıkmak istemediği için “bizi ilgilendiren öykülerin” bu yan bilgiler olmadığını söyleyerek esas hikâyeye döndürür kendini, otokontrolü olmasa bambaşka hikâyeleri anlatmaya başlaması işten değildir. Bu üslubun anlatı zenginliğine sağladığı zemin sayısız söylenceyi taşıyabilir, şehirle ilgili pek çok anı, haber metni ortaya çıkabilir ve anlatıcı dilediğince anlatır, bunun yerine Vasanpeine’in etrafına örülü bir anlatıyı tercih etmesi sınırları daraltıyor haliyle. Bıyıklı anne ve baba büyütmüş çocuğu, hangisinin hangisi olduğu belli değilmiş, zaten okuma yazma ve basit hesaplar dışında pek bir şey de öğrenmemiş çocuk, hayata daha en baştan kafa karışıklığıyla başlamış. Silik bir yeniyetme, silik bir delikanlı, sonrasında sessiz, kendi halinde bir hamamcı. Anlatıcı bir süre sonra yine yan yola saparak malumatfuruşluğuyla biçimlemeye çalışıyor Vasanpeine’i, saprofit denen organizmanın ölü organik maddeyle beslendiğini söyledikten sonra çocuğun biyolojik eşdeğerini bulmuş oluyor, artık yaşamayan şeylerde buluyor besinini çocuk, görüntülere odaklanmaya başlıyor. Bu noktada tekrar Terradillos’un araştırmalarına dönüyoruz, adamın Poitiers kırsalındaki soylular hakkında yaptığı araştırmalardan birinde miras bırakılmış bir deftere rastlıyor, bu defterde Vasanpeine’in okula yeni başladığı yıllarda yazdığı bir kompozisyon yer alıyor. Olağanüstü, şeylerin çizgilerinin iyice belirsizleştiği, bitkiler ve hayvanlar arasındaki sınırların ortadan kalktığı bir metin. Oğlan kesinlikle Vasanpeine, anlatıya bodoslamadan dalan iki eksperin de görüşleri bu yönde. Defteri inceleyen öğretmen, yazdığı bir metnin önsözünde karşılaştığı en ilginç insanlardan biri olan oğlanı anlatıyor. Mucize gibi bir şey o çocuk, Tanrı’nın varlığının ispatı adeta. Aralarında geçen diyalog da var önsözde, oğlan uzunca bir süre beklerse her şeyi görebileceğini söylüyor, bütün detaylarıyla. Yüzdeki seğirmeler düşünceleri ortaya koyuyor, yaprakların kımıltısı mevsimleri, ağaçların uzunluğu yaşları. Vasanpeine’in tuttuğu notlar da ayrıca bulunmuş, nesnelere bakışının detayları bu notlarda mevcut. Dikkatle baktığı çenenin başka bir şeye, adeta töze dönüşmesini soğukkanlılıkla karşılıyor çocuk, sanki evrenin sırrına vakıf. “Kendine bakan kendim olarak, aynanın lekeli yüzeyinde bir yüz olarak görmüyorum kendimi, bir dağ sırtındaki bağımsız bir gözlemci gibi, uzak, anıtsal, eleştiri ötesi doğanın rasgele tasarımını seyrediyorum.” (s. 22) Dipnot düşülmüş, 9-A not defterinden bu kısım. Gözlemciliğini bedenin detaylarını ortaya çıkarmak için kullanıyor Vasanpeine, hamamda terleyenleri, yıkananları duvarlardaki deliklerden izliyor. Cinsel bir niyeti yok, gizlenenlerin açığa çıktığı nadir anlara şahitlik etmek istiyor sadece. “Yuvarlaklığın kusursuz güzelliği” avuca alınacak bir kuşa dönüşüyor, şeyler iç içe geçiyor oğlanın zihninde. Bir süre sonra daha fazlasını istiyor, görüntülerin dondurulmuş hallerini görünce o bölgeye gelip kitapçılık yapmaya başlayan Mösyö Kusakabe’nin dükkânından çıkmamaya başlıyor, Kusakabe’nin fotoğraf makinesi dünyadaki en büyük mucizeleri sunuyor oğlana. “Işığı kâğıda hapsetme sanatının ustası” dükkânında otururken oğlan defalarca dükkâna geliyor, fotoğraflara uzun uzun bakıyor ve satılık olmadıklarını öğreniyor, o halde Kusakabe’ye kendini sevdirmeli. Oğlandaki isteği gören Kusakabe fotoğraf sanatının inceliklerini öğretmeye başlıyor, anlatıcının kayıtlardan çıkarıp anlattığı fotoğraflar Vasanpeine’in yeteneğini anlatmaya yeterli. I. Dünya Savaşı’nın bittiği yıl Kusakabe ölüm döşeğinde yatarken oğlana haber uçuyor, ustası ömrünün sonuna gelmiş, son bir fotoğrafla anısı yaşatılmalı. Borçlar anca kapanıyor, ustasından çırağına ustanın köpeği ve birkaç kutu dolusu fotoğraf dışında hiçbir şey kalmıyor. Annesiyle babası da öldükten sonra gözlerden iyice siliniyor Vasanpeine, akşamları eve geldikten sonra tek yaptığı şey fotoğraflara bakmak, başka bir şeyle ilgilenmiyor. Edindiği makineyle kendi sanatını ortaya koymaya başlıyor sonra, insan bedeni üzerinde çalışmaya başlıyor. “Cinsellik önemli değildi çünkü onun gözünde bir bütün olarak insan, sayısız cinsel çekiciliklerden oluşan bir bileşime, istekler mozaiğine, bir çiçek dürbünü değişkenliğiyle dört yana dağılan ve yeniden birleşen erotik olasılıkların arı kovanına dönüşmüştü.” (s. 39) Görmeye çalıştığı nesnelerin eksikliğini belirlemek istiyor, tamamlığın arzuya yer bırakmadığını düşünerek gedikleri kendi imajlarıyla birleştiriyor, yaratma eyleminin çok parçalılığı, katmanları ortaya çıkıyor böylece. Hamamdaki uğraşı devam ediyor, makinesiyle bedenleri kâğıtlara hapsederek çalışmalarını sürdürüyor Vasanpeine, o bir voyeur Terradillos’a göre, başkasının özel yaşamını o yaşama dahil olmadan sabitlemek isteği fotoğraf sanatında yeni icatlar yaratmasını da sağlıyor.

Keder verici, acıklı bir olay bütün bu uğraşı bitiriyor, arzulanan nesnenin değişimi ve alışıldık yöntemlerle incelenememesi Vasanpeine’in yaşamını altüst ediyor. Aşk, tutku. Belgelerin sayımı sona erdikten sonra anlatıcı Vasanpeine’in yaşadıklarına ortak olarak serbest dolaylı anlatıcı rolünü iyice üstlenmeye başlıyor, gerçeklik yanılsaması uyandıran yarı kurmacanın yerini tam kurmaca alıyor, sona doğru anlatıcıya tamamen teslimiz, bu konuda müsaade istiyor zaten: “İzin verirseniz, çoğunlukla kesin belgelere dayandırarak anlattığım bu öyküyü bu şekilde anlatmayı burada kesecek, Anatole Vasanpeine’in hayatındaki bu önemli anın tarihçesini yazmak için, o kadar bilimsel olmayan bazı edebi yöntemlere başvuracağım.” (s. 57) Hayatında işe ilk kez geç kalıyor oğlan, kadının imgesine hayran oluyor, kadının izini kaybetmemek için labirente benzeyen sokaklarda dolanması, kaybolması gerekiyor. Ariadne’nin ipinin peşinden gider gibi gidiyor, anlatıcıya göre Catullus’un Lesbia’sını, Dante’nin Beatrice’ini, Petrarca’nın Laura’sını takip eder gibi. Biçimlenmiş dünyayla esas dünya arasındaki uçurumun ortaya çıkmasıyla sona eriyor anlatı, kırılma ânı oldukça yıkıcı.

Hoş bir uzun öykü, Manguel’in kurmaca yazarlığı pek iyi. Mis gibi okunur.