Atlayıp gitmişler ABD’ye, birilerine denk gelirlerse meşhur olacaklar. Özel Türkbaş olacak daha doğrusu, Ayhan Türkbaş menajer olarak çekip çevirecek işleri. Başta çevre edinmesi lazım, menajerliği az buçuk kıvırırken bakıyor ki olacak gibi değil, işe giriyor. Birkaç yıl sonra Pan Am’e geçiyor, söylediğine göre kimse müdür olabileceğine ihtimal vermemiş ama müdür olmuş? Biraz şöyle, gargaraya getiren hikâye anlatıcıları vardır, boşluklar bırakırlar, üstten konuşurlar azıcık, hikâyeye hikâyenin niteliğinden değil de anlatıcının fişeklemesinden inanırız, güvenilmez anlatıcıya güvenilmez olduğu söylenmez zira hikâyesinin dandik yapısı çatır çutur çökünce kızar, sinirlenir. Filan, Türkbaş’ın kendi yaşamıyla ilgili anlattıkları biraz üfürme de çok sevdiği eşi Özel hikâyeye girince tonu bile değişiyor anlatımın, bambaşka bir hava. Kayıtlar kuyutlar tamam, fotoğraflar, afişler, köşe yazıları, broşürler, hem Türkiye’den hem ABD’den. İlginç bir çift, hayatları renkli, çok eğlenmişler. Özel Türkbaş bellydancer olarak nam yapmış biraz, 70’lerin sohbet programlarına katıldığı olmuş, kitabı iyi satmış, yemek programları izlenmiş. Yerel ünlülük, bütün kıtaya yayılan bir mevzu yok ama gittiği yerlerde pek hoş karşılanmış, gösterileri izlenmiş Özel Türkbaş’ın. Ayhan Türkbaş anlatmaya karar vermiş yaşamlarını, anı kitabı, bir cesaret dünyanın öbür ucuna gidip oralarda tutunmak için sanat sepetle uğraşmak, şovbiz âlemlerinde görünmek, para işlerini ayarlamaya çalışmak o sıra, memleket hasretinden kafayı yakmak, acıyla mutluluk kafa kafaya. Başa şirinleyelim, Ayhan Türkbaş’ın ailesinin bir yarısı Kırım’dan, diğer yarısı Makedonya’dan göçmüş, kendisi 1935 İzmir doğumlu. Babası ticaretle uğraşıyor, annesi ev hanımı, kendisi, “Abdülvahit Turan Yeni Hayat Karemelası” satmak için para biriktirdiğine göre ticarete kafası basıyor ama tablayı düşürüp bütün şekerleri yere dökünce, birazcık dikkatsiz olsa gerek. 1941’de İstanbul’a göçüyorlar, baba İmam Adnan Sokak’ta terlik ve ayakkabı dükkânı açıyor. Oğlanın hayatı değişiyor resmen, o dönemler Robert Kolej’de edebiyat öğretmenliği yapan Behçet Kemal Çağlar’la karşılaşıyor, bu sayede Galatasaray Lisesi’ne yazılıyor, yatılı okuyor. Esat Mahmut Karakurt kendi edebiyat öğretmeni, dersi kaynatmak için yazdıklarını fişeklerlermiş, Karakurt romanlarını savunurken ders bitermiş. Daha çok anı olsaymış keşke okuldan, Turgay Şeren’in okul takımında oynadığı dönem, daha da kimlerin neleri vardır. Neyse, 1954’ün bahar aylarında Orhan Dilmen geçiyor dükkânın önünden, rejisör olduğunu, bir filmde Türkbaş’ı başrolde oynatmak istediğini söylüyor. Babadan onay çıkınca Yeşilçam’a zıplıyor lise öğrencisi Türkbaş, vay. “Daha önce ne bir oyunculuk deneyimim vardı ne de küçük de olsa bir rol oynamışlığım. Ama rejisör bana o kadar güveniyordu ki, Muhterem Nur, Sadri Alışık, Münir Özkul, Deniz Tanyeli ve Mümtaz Ener gibi isimlerin olduğu bir kadroda başrol verdi.” (s. 17) Müzikleri Selahattin Pınar’ın, iyi gişe yapmış film, Türkbaş için ikinciyle üçüncüye yol açılmış. Muzaffer Tema’yla film çekeceklermiş ama çıkar çatışmaları yüzünden olmamış, sonra Hollywood’a gitmiş Tema, Certain Smile‘la Twelve to the Moon‘da oynamış, Hollywood’da oynayan ilk Yeşilçam artisti. İkinci film 1957’de, Memduh Ün yönetmiş, Neriman Köksal’la oynamış Türkbaş. Fatma Girik ve Ahmet Danyal Topatan küçük rollerde yer almışlar, 1950’lerde herkes acayip genç tabii. Üçüncü filmde eşi Özel’le tanışıyor Türkbaş, aslında başka bir oyuncu düşünülmüş ama olmayınca Özel gelmiş, şans. Kız kardeşiyle birlikte türkü ikilisi, belli bir tanınırlığı var Özel’in, Ankara’da konservatuvara gitmesini komşuları Ayten Gökçer sağlamış, Cüneyt Gökçer’le birlikte çalışmış sonra. Pek çok Yeşilçam filminde oynamış, Kenan Pars’la birlikte yer aldıkları çok şık bir fotoğraf var kitapta, sırf onun etkisiyle filmlerini izlerim. Evet, gazinolar, şovlar, evlilik! Ayhan Türkbaş biraz organizatör gibi takılıyor artık, gösterileri ayarlıyor, basınla içli dışlı. O zamanlar yeni yeni çıkıyor piyasaya bu magazin işleri, dönemin dergilerine, gazetelerine röportajlar, bir şeyler. Bağdat’ta ilk yurt dışı iş deneyimi, kraliçeymiş gibi ağırlamışlar Özel’i, Ayhan Türkbaş verdikleri paranın neredeyse yarısına Kurtuluş’ta apartman dairesi satın aldıklarını söylüyor, vay ya. Radyo Âlemi diye bir mecmuada birlikte oynadıkları ilk ve son filmden fotoğraflar var, Sadri Alışık matrak, vakit geçtikçe telaşlanıyormuş da sormuşlar, rol icabı mı? Dövecek gibi konuşuyor Alışık, ne rolü kardeş, akşama sahnede olması lazım ama hâlâ bitmemiş çekimler, olay çıkacak!
Lütfü Güneri mektup göndermese gitmeyecekler muhtemelen, hayatları o kadar da değişmeyecek. Selma Güneri’nin müzisyen babası o sıra ABD’de halk müziği albümü çıkarmış, birlikte çalışacağı sanatçılar arıyor. Özel gitmeden önce bir ay Harbiye Kervansaray Gazinosu’nda çalışıyor, sonra sanatçı vizesiyle ABD’ye marş. İner inmez dolandırılıyor, parasını USD’ye çevireceğini söyleyen biri tomarı alıp arazi. Yerleşiyor Özel, eş durumundan aldırabilse Ayhan Türkbaş’ı, deniyor ama olmuyor, eşine yazdığı mektupların postaya verilmediğini öğreniyor bu arada, aylarca iletişim kuramadıkları için Ayhan Türkbaş herhalde başka birini bulduğunu, mutlu olmasını dilediğini söylüyor arkadaşlarına da gerçek bambaşka. Paris üzerinden New York’a gidiyor nihayet Türkbaş, kavuşuyorlar. Lütfü Güneri biraz söğüşlüyormuş Özel’i, Ayhan gider gitmez ayar çekiyor, yolları ayırıyor Lütfü Güneri’yle. Stanford Zucker zamanında Hollywood’da iş yapmış birini buluyorlar, işleri yürümeye başlıyor. “Aslen Cleveland, Ohiolu olan Zucker, aralarında Eddie Cantor, George Burns ve Garcia Allen gibi dönemin ünlü yıldızlarının rol aldığı şovların temsilciği ve yapımcılığını üstlenmişti. Zucker, o güne kadar bir Türk’ün turist olarak bile gitmediği Omaha, St. Louis, Minneapolis ve Denver gibi şehirlerde Özel’e sahne alması için şovlar ayarladı.” (s. 42) Neler oluyor, hemen Impala alıyorlar, Türkiye’deki gazetelerde bu arabanın haberi çok çıkıyor ki ne kadar çok çıksa azdır, Impala’ya her şey az gelir. Nejla Ateş, dönemin meşhuru, Broadway’da sahneye çıkan ilk Türk aktris mi, 1965’te Türkiye’ye dönene kadar orada pek iyi anlaşıyorlar, birlikte iş de yapıyorlar. Özel uçuyor ama bir ara, Thais nam operada rol alıyor, Dallas’taki gösteride çekilen fotoğrafları boy boy gazetelerde. İlginç, Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Türkiye’ye ambargo uygulanınca BM binası önünde protesto gösterileri düzenlenmiş, kalabalığın içinde bayrak taşıyanlardan biri Özel, kariyeri cortlayacak cortlamayacak hiç umursamamış. Göbek dansına geçiş değişik, “Little Egypt” adıyla bilinen Irv Schectman öğrettiğini söylemiş göbek dansını Özel’e, kendisi 2500 papele gösteriye çıkarken Özel’in 200’e fit olması ne demekmiş. Kimse ses çıkarmıyor, Özel dans ediyor, yine de o kadar kazanamadıkları için Ayhan Türkbaş bir zarf fabrikasında işe giriyori haftalığı 61 dolar 75 sent. Diğer tarafta büyükelçilerle, krallarla filan tanışıyor Özel, Fas’a gidiyorlar kralın davetlisi olarak, bir de Pe-Ra-Ja katakullisi var. Kim ya, biri New York’a gelmiş Türkiye’den, yanında Pe-Ra-Ja kolonyası. Ayhan Türkbaş’ın kafasında lamba yanıyor, şişeye hemen el koyup eşinin fıs fıs fotoğraflarını çekiyor, yolluyor firmaya: “Özel Türkbaş Amerika’da Pe-Re-Ja kullanıyor!” Hemen anlaşma imzalıyorlar, oradan gelen parayla da yatırım yapıyorlar bir güzel, artık ekonomik anlamda dert edecekleri pek bir şey yok. 1970’te Cannes “çıkarması” var, Türkiye’den iki kişi katılmış: Ajda Pekkan ve Özel Türkbaş.
Orijinal hayatlar valla, ara sıra oluyor böyle şeyler, okuyoruz. Türkbaş ailesininki, denk gelen kaçırmasın diyeyim.












Cevap yaz