Kitabın orijinal adı “Büyük Suç: Son Ermeni Kırımları ve Talat Paşa“, sırf Talat Paşa’nın Halep’teki yerel makamlara gönderdiği telgraflar üzerinden ilerlemiyor ama Talat Paşa’nın ağırlığı yer yer artıyor metinde, aynı şekilde Naim Bey’in tanıklıkları da önemli. Aslında iki ad da tam karşılamıyor içeriği, Naim Bey’in şahit olduklarının yanında Andonyan’ın onlarca insanla görüşüp elde ettiği bilgiler var, karma içerik. Andonyan aşırı yoruma da kaçıyor bazen, bütün Türkleri, Çerkezleri, Kürtleri katliamın bir parçası olarak görüp hepsinin eşit biçimde cezalandırılmasını istiyor. Musa Dağ’lı metnin önsözünde Aziz Gökdemir bir Ermeni gecesine katıldığını anlatıyor, ABD’de yakınlarını görmüş gibi heyecanlı. Sonlara doğru gidip sormuş konuşma yapanlardan birine, bütün Türkler gerçekten suçlu mu? Hayır, hatta insanlığını yitirmemiş Türkler olmasa çok daha az Ermeni kurtulabilir, ABD’ye ulaşabilirmiş, şükran duyuyormuş konuşmacı. Karşıt örnek koymaya gerek yok aslında, genelleyince masumiyetin izi kalmaz, belgelere bakalım: Taner Akçam’ın önsözündeki iddialarına yönelik şöyle bir makale yayımlanmış, özetle Andonyan’ın sunduğu bazı belgelerin, telgraflar ve Naim Bey’in anıları mesela, belgeler üzerine Akçam’ın yorumlarının gerçeği yansıttığı şüpheli. Kronolojik tutarlılık da sağlanmadığından düşük nitelikli bir araştırma, Naim Efendi’nin el yazısı ile çoğalttığı elli iki Osmanlı belgesinden ve ilave notlardan bolca alıntı yapmış, belgelerin sırasını gözetmemiş. “Andonyan ayrıca, yine Naim Efendi tarafından kendisine verilen bazı orijinal Osmanlı belgelerinin görüntülerini de yayımlamıştır. Bu belgelerin çoğu doğrudan Talat Paşa tarafından Halep’e çekilmiş telgraf örnekleridir ve bazıları Ermenilerin öldürülmeleri emirlerini içerir.” (s. 8) Andonyan 24 Nisan 1915 gecesi İstanbul’da tutuklanan iki yüze yakın Ermeni aydından biri, sürüldüğü Çankırı’dan Diyarbakır’a götürülürken Ankara yakınlarında Alo çetesi -İTC’ye karşı Divan-ı Harb-i Örfi’de açılan davada “Kürd ‘Alo çetesi” olarak geçiyor- tarafından öldürülüyor grubun çoğu, Andonyan ayağını kırdığı için hastanede. Kaçmayı başarıyor, Suriye’ye gidiyor, 1916’nın başlarında Meskene toplama kamplarında Naim Efendi ile tanışıyor, belgeleri alıyor ondan, Ermenilerle konuşup hayat hikâyelerini kaydedip elindeki bütün malzemeyle bu metni oluşturuyor. Paris Barış Görüşmeleri sırasında hayatta kalanların hakları savunulurken önemli bir araç fakat Ermenistan’ın Bolşevikleştirilmesi ve SSCB’ye katılması, ayrıca Lozan Antlaşması ile Ermeni taleplerinin tamamen devre dışı kalması sonucu kitap unutulmaya yüz tutmuş, 1970’te ASALA saldırılarıyla soykırım tekrar gündeme gelince Dışişleri Bakanlığı metindeki tezleri çürütmek için özel bir komisyon kurup araştırmış mevzuyu. Şinasi Orel ve Süreyya Yuca’nın 1983’te yayımladıkları kitap birkaç noktayı öne çıkarıyor: Naim Efendi isimli bir Osmanlı memuru yok, haliyle hatırat üfürme, Talat Paşa’ya ait olduğu öne sürülen telgraflar sahte. Son iddiayla ilgili en önemli kanıt şifreleme sistemiyle ilgili, Osmanlı savaş sırasında iki ve üç rakamlı değil, sadece dört ve beş rakamlı şifreler kullanmış, okurların göreceği üzere telgraflar iki veya üç rakamlı. Arşivlere gidip araştırmak mümkün değilmiş 1980’lerde, 2012’ye kadar rakam şifreli belgeler mevcut da değilmiş, işin garibi Naim Efendi’nin el yazısı notları Paris’teki Boğos Nubar Kütüphanesi’nde yokmuş, yani taraflar birbirinden belge talep ediyor ama 1919’da yayımlanan bir metnin içerdiği kaynaklara kimse ulaşamıyor. 2016’dan sonra Akçam dahil oluyor mevzuya, araştırmasında başta Naim Efendi diye birinin var olduğunu gösterdikten sonra Andonyan’ın aktardıklarının doğru olduğunu 2007’de Genelkurmay Başkanlığı’nın yayımladığı kitaptan teyit ediyor. Değinip geçiyorum, bu kaynakların bilgisini veriyor Akçam. Araştırmasında keşfettikleri: Yuca’yla Orel’in iddia ettiği gibi sadece dört beş değil, beşe kadar bütün rakamlarla şifreleme yapılmış hatta tek bir telgrafta hepsine rastlamak mümkün. Enver Paşa’ya ait olduğu söylenen bir telgraf var, kaynağı şüpheli olduğu için Naim Efendi’nin “bulunuşu” kadar ikna edici değil. Neşat Bey adında bir Türk binbaşı sarhoş bir anında bu telgrafı Zeytunlu Garabet Cılkayan’a göstermiş, telgrafın kopyaları hemen her yerde mevcutmuş Andonyan’a göre. Eh. Her yerde mevcutsa sarhoş bir binbaşının göstermesi önem taşımasa gerek, üstelik o kadar uzun bir belgeyi el yazısı ile kopyalaması Cılkayan’ın, tuhaf. Şu da var, kaydı kuydu belli olan, arşivde bulunan belgelerin bu telgrafın orijinal olduğunun göstergesi olduğunu söylüyor Akçam, “onu diyen bunu da der” mantığıyla kuruyor savını da “o”nda hiçbir Ermeni’nin memleket haricine çıkarılmamasından bahsediliyor, “bu”ysa doğrudan katliam emri. Bilemiyorum, şimdi etkinin yayılması da söz konusu, açlıktan kazanda insan pişirip yendiğini de söylüyor Andonyan, görüntü bulanıyor. Tanıklıklar yer yer abartılı olsa da çok önemli, belgelerde sorun var, genel olarak yorumum bu. Akçam’ın özetlemesiyle bitireyim faslı: “Elinizde, sahte olduğu ileri sürülen tüm iddiaların çürütüldüğü, Ermeni soykırımı konusundaki en yetkin kitaplardan birini tutuyorsunuz. Talat Paşa’nın, Ermenilerin imhası emrini içeren ve kadın-çocuk acımadan tüm sivillerin öldürülmesi gerektiği yolundaki telgrafları gerçektir. Naim Efendi’nin Halep Sevkiyat Müdürlüğü’nün imha için nasıl acımasızca çalıştığı konusunda verdiği bilgiler de öyle. Andonyan’ın kitabı, Suriye çöllerinde yaşananların belgeseli gibidir.” (s. 23)
Son bölümde Türk-Kürt Müslüman çoğunluğun cinayetlere neden o denli gönüllü olarak katıldığını soruyor Andonyan, İttihat’ın yol vermesiyle Ermeni ulusunun bütün zenginliğine konduklarını söylüyor sonra, iktidar değişse bile Ermenilere karşı tutum değişmiyor. Savaşın başında Almanların kazanacağını düşünen Osmanlı cesaret kazanıyor, tehcirle yoğun Ermeni nüfusunu dağıtmaya çalışıyor, yerleşim yerlerinde toplam nüfusun %5’ini aşmamaya dair düzenleme getiriliyor bir zaman. Kürtler için de var aynı düzenleme, %10. Naim Bey de içindeki Türk’ten kurtulamadığı için suç işlemiş midir, Andonyan işleyebileceğini düşünüyor, İngilizler Halep’i işgal ettikten sonra Türklerin “katillerin kaçtığı gibi” kaçtığını, Naim Bey’in içinin rahat olduğunu ekliyor ama zaten tokat yemiş devleti, bir tokat da kendi vurmamak için temkinliymiş, yine de insan yanı canlı kaldığı için bir şeyler anlatmış. Maddi durumu pek parlak değilmiş ama yine de para istememiş, “Artık bu son,” dedikten sonra gelip gelip vermeye devam edermiş yazdıklarını. “Tüm kalbimle eminim ki eğer Türkiye savaştan zafer çıksaydı Naim Bey’in vicdanının sesi asla feryat etmeyecekti. İyi bir insan olsa da zaferin getirdiği barbarca sarhoşluk içinde kendisi de yavaş yavaş ahlakı elden bırakacak, bir milyondan fazla bahtsız kurbanın haklı, neredeyse ilahi intikam hakkının o zafer çığlıklarında can verdiğini bir an bile düşünmeden kendi sesini Türk ırkının genel coşkusuna katacaktı. Birçok şeyi de sakladı elbette, verebileceklerinin hepsini vermedi. Fakat ne olursa olsun, hiç olmazsa bu kadarını yaptığı için millet olarak kendisine minnettar kalacağız.” (s. 30) Akçam sekiz olayın izini sürdüğünü söylüyor, yeterince kanıt topladıktan sonra da metnini yazmış, bakmalı bir. Andonyan “Failler” bölümünde suçları ve suçları işleyenleri sıralıyor, bir ikisine değineyim, Muhacirin Müdür Vekili Abdülahad Nuri Bey koşturup gelen bürokratlara karşı çıkmış, Dahiliye Nezareti’nden gelen “doğrudan imha” emrini uygulamak yerine Ermeni muhacirlerin mahrumiyet içinde ve kışın hava şartlarına karşı korumasız bırakarak ölmelerine yol açmış. Daha da öteye sürülen Ermenilere yolda nakil aracı yok, yiyecek yok, giysi yok, her gün yüzlerce insanın öldüğü haberi geliyor Halep’e, onca insan düşüp kalıyor, Eyüp Bey çadırları nasıl yaktığını anlatıyor gülerek. Tifüs salgını var ayrıca, sırf Ermeniler değil yerli halk da kırılıp gidiyor, Nuri Bey iki zararlı unsurun birden -Araplar ve Ermeniler- ortadan kalktığını söylemiş, sevkiyatı yavaşlatma yanlısı değil. Onurlu insanlar var, Vali Celal Bey karşı çıkmış mesela, İstanbul’dan gelen telgrafa yazdığı cevapta “o vilayetin valisi olduğunu, celladı olmadığını” belirtip istifa etmiş, sonra Bekir Sami Bey de karşı çıkmış emirlere, anlatılıyor.
Çok hikâye var, dehşet verici. Önemli metin. Okunsa.












Cevap yaz